
Uluslararası Hukukun Araçsallaşması: Ukrayna ve Gazze Krizi Bağlamında Çifte Standartlar ve Kurallara Dayalı Düzen
- BBBaşak İlay Bahçeci
Bilinen en eski yazılı kanun olan Sümerlere ait Ur-Nammu Kanunları’ndan günümüzdeki uluslararası hukukunun bel kemiğini oluşturan kanunlara kadar yaklaşık 4300 yıl geçmiştir. Bu geçen bin yıllar boyunca uluslararası hukukun gelişmiş veya gelişmekte olan tüm devletler için en adil biçimde ilerlemesi beklenirken, gelişmiş devletlerin, hukuku çıkarları yönünde bir araç olarak kullanması bu ilerlemenin beklenilen doğrultuda ilerlemediğini göstermektedir.
Uluslararası hukuku oluşturan temel etken uluslararası toplumdur. Uluslararası toplum ortak çıkar ve değerlerinin farkında olan bir grup devletin, kendilerini belirli kurallara bağlı hissettikleri ve bu bağlamda ortak kurumlar etrafında konumlandıkları topluluk şeklinde tarif edilebilir.[1] Bu uluslararası toplumda ise birden fazla devlet birbiriyle ilişki içerisindeyse ve birbirlerine etki edebiliyorsa burada bir devletler sistemi var demektir ve uluslararası sistem doğası gereği anarşiktir. Bu kelimenin burada kullanılan manası ise bütün devletleri bağlayan ortak bir hükümetin olmamasıdır. Devletleri bağlayan ortak bir hükümet bulunmasa dahi kabul edilmiş bazı ortak sözleşmeler, anlaşmalar ve kurulmuş konseyler vardır. Örnek olarak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Uluslararası Çevre Anlaşması, Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi verilebilir. Bu sözleşme, anlaşma ve konseylerin etki alanları birbirinden farklı olsa dahi asıl misyonları güvenliği önceleyerek barışı sağlamaktır. Diğer bir ifadeyle amaç, doğası gereği anarşik olan uluslararası sistemi belirli bir şablona oturtmaktır. Ancak devletlerin kendi içinde her ne kadar bazı ahlaki ve hukuki kuralları olsa da aynı durumu uluslararası ilişkiler için ifade etmek çok olanaklı görünmemektedir.[2] Çifte standart uygulamaları, kurallara dayalı düzen kavramının sınırlarının belli olmaması ve hukukun araçsallaştırılması gibi durumlar uluslararası ilişkiler bağlamında çeşitli problemleri doğurmaktadır.
Uluslararası hukukta, Türkiye iç hukukundaki gibi idari hukuk anlaşmazlıklarını denetleyen Danıştay, İdari Yargı Mahkemeleri ve anayasal anlaşmazlıkları denetleyen Anayasa Mahkemesi, Devlet Düzenleme Kurumu gibi doğrudan ve merkezi otorite kurumlarının yokluğu hukuki bir zafiyet yaratmaktadır. Böyle bir yokluk bazı devletlerin “Uluslararası Hukuk” kavramı yerine “Kurallara Dayalı Düzen (Rules-Based Order)” denen ilkeler bütününün geliştirilmesine sebep olmuştur. Uluslararası Hukuk yazılı ve milletlerarası anlaşmalar ve jus cogens (emredici hukuk) kavramını temel alırken taraflar için net ve bağlayıcı yükümlülükler öngörmektedir. Ayrıca Birleşmiş Milletler gibi hükümetler arası kuruluşlar üzerinden yürütülmeye çalışılan bir resmi yaptırım mekanizması vardır. En baştan belirtmek gerekir ki, "kurallara dayalı düzen"e ilişkin evrensel bir yaklaşımı ortaya koyan evrensel bir hukuki belge bulunmamaktadır. Kurallara dayalı düzen ABD Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in ifadesiyle “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerarası ilişkileri yönetmek, çatışmayı önlemek ve tüm insanların haklarını korumak için dünyanın bir araya gelerek kurduğu kanunlar, anlaşmalar, ilkeler ve kurumlar sistemidir” herhangi bir siyasi bağlayıcılık teşkil etmemektedir. Kapsam olarak anlaşmaların yanı sıra siyasi normlar ve serbest piyasa ilkelerini ve de gayriresmi mutabakatları da içermektedir fakat konulan kuralların kimler tarafından ve nasıl uygulanacağı güçlü devletlerin yorumuna açıktır.
Kurallara bağlı düzenin yumuşatılmış kural tabanlı bir sistem olduğunu belirten John Ikenberry ek olarak “Saf güç politikalarının, imparatorlukların, etki alanlarının ve anarşi dinamiklerinin hüküm sürdüğü bir dünyadan kurtulmak için, güçlü devlet ideal olarak keyfi ve ayrım gözetmeyen güç kullanma yeteneklerinden vazgeçerler; bunun karşılığında kendilerini bu kurumlara yerleştirirler ve onları küresel kurallara ve kurumlara tabi kılarlar. Yine de, her zaman bunlara uymayacaklardır. Kaçış yolları ve büyük güç ayrıcalıkları için yalvarma yolları arayacaklardır kurallara dayalı bir düzen Batı’ya özgü bir değer veya sadece Batı’ya özgü bir değer değildir…Geçmişteki diğer büyük güçlerin ve kesinlikle günümüzdeki Çin ve Rusya’nın aksine, kendi ulusal çıkarlarını, ülkelerin ticaret yapabileceği ve insanlığın iyileştirilmesi için bu tür liberal projelere katılabileceği büyük bir sistemin inşasına bağlı görüyorlar. Ve her yerde buna yönelik altta yatan bir özlem var. Ve kimin liderlik ettiğini bir kenara bırakırsak, daha azına değil, daha fazlasına ihtiyacımız olan bir düzen türüdür bu. Ve bu bana gelecek için biraz umut veriyor.” [3] Ikenberry’nin bu ifadeleri “kurala dayalı düzeni” bir Batı bencilliğinden ziyade tüm insanlığın faydalanabileceği bir ışık olarak belirtiyor. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası BM, NATO, IMF gibi kurumlar aracılığıyla gücünü sınırlaması Ikenberry’nin bahsettiği güç kullanma yeteneğinden vazgeçmenin en net örneğinden biridir ancak yine açıkça bahsedildiği üzere kaçış yollarının aranması “kurala dayalı düzen”in ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamaya sebep olmaktadır.
Vylegzhan’in ve diğer akademisyenlerin yaptığı bir çalışmada ise[4] “kurallara dayalı düzen” ifadesi söylem bağlamında eleştirilmiş ve Batı ülkelerinin net kanunsal çizgiyi yumuşatarak sınırları blurlaştırmaya yönelik ifadeleri ele alınmıştır. Uluslararası hukukta sorulacak başlıca soru “Dış siyaset çok önemli bir faktörken devletler hukukun bağlayıcılığına neden şüpheyle yaklaşmasın?” Vylegzhan’in en temel olarak bahsettiği konu devletlerin hukukun üstünlüğü ilkesine inanmasıdır. A. Watts bunun hakkında “hukukun üstünlüğü, herhangi bir topluluğun yapısının arzu edilen genel bir unsuru olarak kabul edilmekten başka bir şey olamaz” ifadesini kullanmıştır. [5] Eleştiri getirilen kısım ise Birleşmiş Milletler Anlaşması, Cenevre Sözleşmeleri gibi devletlerin imzalayıp rıza gösterdiği yazılı anlaşmalar varken Batılı güçlerin (ör.NATO) kendi aralarında oluşturduğu mutabakatlar ve standartlar ile yazılı anlaşmaları devre dışı bırakma niyetidir. Mantıken incelediğimizde de yazılı anlaşmaların evrenselliği ve kapsayıcılığı sabit biçimde belli iken küçük ülke gruplarının kendi aralarında yaptığı anlaşmaları tüm dünyaya diretmesi bencillik ifadesini tekrar düşündürtüyor. Uluslararası hukuk ve “kurallara dayalı düzen”in çatıştığını gördüğümüz başat örnek Batı’nın Ukrayna’da “egemenlik ve toprak bütünlüğü” kuralını savunurken, Gazze’de İsrail’in soykırımının “meşru müdafaa” altında esnetilebilmesidir. Bahsettiğimiz “kurallara dayalı düzen”in bir dil sürçmesi değil siyasi bir kılıf ve hukukun bilinçli bir araçsallaştırması olması Vylegzhan’in genel eleştirisidir.
Uluslararası hukuk devletlerin kendi rızalarıyla kabul edip bağlı kaldıkları, koyulan kurallara uyulmadığı durumda karşılıklı çıkar kaybı, itibar zedelenmesi yaratabilecek bir alandır. Devletler, devlet olma fonksiyonlarını (yasama, yürütme, yargı) sürdürebilmek için birbirleriyle gerek ekonomik gerek sosyal konularda ilişkilerde bulunmalıdırlar. Belirtilen konulardaki anlaşmazlıklarda tarafsız ve bağımsız yargı organlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç doğrultusunda 2002 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulmuştur. UCM’nin kuruluş belgesi Roma Statüsü’dür ve UCM savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları, saldırı suçlarına bakmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz “kurala dayalı düzen”in tarafsız kalması gereken UCM’ye olan etkilerini Bülbül’ün ampirik verilerle ortaya koyduğu Ukrayna ve Gazze üzerinden inceleyeceğiz. Soruşturma hızı ve usuldeki simetri arasında belirgin farklar gözlemlenmektedir. Rusya’nın Mart 2022’deki işgalinden birkaç gün sonra, 43 Batılı devletin koordineli başvurusuyla UCM Savcısı Karim Khan hakkında soruşturma başlatılması ve kısa süre sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil üst düzey Rus yetkililer hakkında tutuklama emri çıkartılması ancak Filistin dosyasında sürecin 2015-2021 yılları arasındaki ön incelemede takılı kalması, 7 Ekim 2023 sonrası süreçte de Ukrayna’daki kadar hızlı adımlar atılmaması çok net bir örnektir. Bu süreç sadece soruşturma hızları arasındaki farkla sınırlı kalmamış. Filistin dosyasında ciddi bir finansman ve personel eksikliği yaşanmıştır, kurum halihazırda sınırlı olan bütçesiyle bu devasa dosyayı yürütmeye terk edilmiş fakat Batılı devletler Ukrayna dosyasının soruşturması için UCM’ye milyonlarca euro gönüllü katkı sağlamış ve kendi uzmanlarını soruşturma için mahkemeye yollamıştır. Ayrıca Batılı devletlerin Ukrayna-Rusya Savaşı’nda faili net biçimde belirtirken İsrail’in Filistin’e olan zulmünde daha muğlak bir dil kullanması da UCM adaletinin egemen güçlerin gölgesinde seçici bir enstrümana döndüğünün çok net bir ifadesidir.[6]
UCM uluslararası arenada hukuki bir organ iken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) yürütme ve kolluk gücüdür.[7] BMGK daimi ve geçici üyelerden oluşmaktadır. Daimi üyeler ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. “Kurallara dayalı düzen”in özellikle Batılı devletler tarafından bu kadar dillendirilmesinin en temel sebeplerinden birisi özellikle Rusya ve Çin’in veto yetkisidir. Veto yetkisi, bir kararın uluslararası hukuka uygun olup olmadığını denetleyen bir mekanizma değil; siyasi bir imtiyazdır. Bu büyük güçler uluslararası hukuku ihlal ettiğinde BMGK’nın yaptırım gücü otomatik olarak devre dışı kalır, bu durum da sistemin anarşik yapısını gözler önüne sermektedir. Bu durumu yine metnin temel bağlamı olan Ukrayna ve Gazze krizleri açısında ele alırsak Rusya, Ukrayna işgalini kınayan BMGK kararlarını kendi veto hakkıyla engellediğinde, Batı bloku bunu “düşmanca eylem” ve “provokasyon” olarak nitelemiştir.[8] Yine aynı Batı bloku (özellikle ABD) Gazze’de acil ateşkes ve insani yardım tasarılarını birçok kez veto etti.[9] Batı blokunun bu ikiyüzlü tavrı en başta söz ettiğimiz “hukukun araçsallştırılması (lawfare)” durumunun en somut halidir. BMGK, veto hakkının bu şekilde araçsallaştırılması durumunda felç haline gelmektedir; bu kilitlenmenin ardından ise yaptırım gücü olmasa da tüm ülkelerin eşit oy hakkına sahip olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (UNGA) devreye girmektedir. Gazze sürecinin kilitlenmesinin ardından BM Genel Kurulu 10 “hayır” ve 153 “evet” oyuyla ateşkes kararı almıştır[10], bu karar hukuki bir bağlayıcılığa sahip olamasa da gösteriyor ki ciddi bir siyasi meşruiyet krizi ortadadır.
Sonuç olarak Ukrayna ve Gazze krizleri uluslararası sistemdeki “kurallara dayalı düzen” ifadesinin söylem bağlamını aşarak siyasi kararlara kılıf olduğunu göstermektedir. Batı merkezli güçlerin uluslararası hukukun sabit ve evrensel ifadelerinden uzaklaşıp kendilerine sınırları muğlak bir kurallar sistemi yarattığını gözlemlemekteyiz. UCM’nin işletilme hızındaki asimetri ve BMGK’daki veto yetkisinin siyasi bir kalkana dönüştürülmesi, uluslararası hukukun adaleti tesis eden bağımsız bir hakem değil, büyük güçlerin kullandığı bir silaha (lawfare) dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Bu çöküşün en kalıcı faturası ise Küresel Güney’in güveninin ağır darbe almasıdır. Bu güvensizliğin sonucunda BRICS gibi platformlar kurulmuş İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Etiyopya (2024) ile Endonezya’nın (2025) katılımıyla üye sayısı 11’e çıkmıştır.[11] Ayrıca Güney Afrika’nın İsrail’e Uluslararası Adalet Divanı aracılığıyla soykırım davası açması[12] da devletlerin uluslararası hukuka yönelik güveninin devam ettiğini ve Küresel Güney’in kendi düzenini inşa etmeye başladığının göstergesidir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1] HedleyBull, (2002). The Anarchical Society: A Study of Order in World Politics. Palgrave Publishing. Printed in China. s. 13.
[2] Arıkanoğlu, Naim. 2016. “ANARŞİK DÜZENDEN ULUSLARARASI TOPLUMA DOĞRU YOL ALAN DÜNYADA BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN ROLÜ”. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2 (1). https://izlik.org/JA95HL29MU.
[3] https://www.ft.com/content/664d7fa5-d575-45da-8129-095647c8abe7?syn-25a6b1a6=1, Son Erişim Tarihi: 25.09.2026
[4] Vylegzhanin A.N. [et al.]. The Term “Rules-based International Order” in International Legal Discourses – Moscow Journal of International Law. 2021. No.2. P. 35– 60. DOI: https:// doi.org/10.24833/0869-0049-2021-2-35-60
[5] Watts A. The International Rule of Law. – German Yearbook of International Law. Vol. 36. Berlin: Duncker & Humblot. 1993. P. 15-45.
[6] Bülbül H. B. (2025), Selective Justice? Empirically Testing for Double Standards in the ICC’s Palestine and Ukraine Investigations. (2025). Journal of Balkan Studies, 5 (Special Issue), 49-82.
[7] BM Şartı Bölüm VII, https://www-un-org.translate.goog/en/about-us/un-charter/chapter-6?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc
[8] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/rusya-ukraynanin-bazi-bolgelerinin-ilhakini-kinayan-bmgk-taslagini-veto-etti/2699642, Son Erişim Tarihi: 25.09.2026
[9] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/gazzede-ateskes-icin-bmgkya-sunulan-karar-tasarisi-abdnin-tek-oyuyla-veto-edildi/3589218, Son Erişim Tarihi:25.09.2026
[10] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bm-genel-kurulu-gazzede-acilen-insani-ateskes-istenilen-karar-tasarisini-153-oyla-kabul-etti/3080907, Son erişim tarihi: 25.09.2026
[11] https://www.indyturk.com/node/782885/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/yeni-delhi-brics-zirvesinin-ard%C4%B1ndan-ayn%C4%B1-masa-farkl%C4%B1-hesaplar, Son Erişim Tarihi: 25.09.2026
[12] https://www.bbc.com/turkce/articles/ce9ep3w12xqo, Son Erişim Tarihi: 25.09.2026
İlgili Yayınlar

2026 Grönland Anlaşması ve Kopenhag Perspektifi

ABD’den Yeni Yaptırım Hamlesi: Ukrayna-Rusya Krizinde Çözüm Zorlaşıyor

