
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Veto Hakkının Uluslararası Hukuka Etkisi
- HŞHülya Şam
Birleşmiş Milletler (BM); insan haklarını savunmak, uluslararası barışı korumak amacıyla 1945 yılında kurulmuş küresel bir örgüttür. Bu amaç Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 1. Maddesinde şöyle ifade edilir: “Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve bu amaçla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve bunları boşa çıkarmak, saldırı ya da barışın başka yollarla bozulması eylemlerini bastırmak üzere etkin ortak önlemler almak ve barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmazlık veya durumların düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleştirmek.”[1] Peki bu antlaşmaya imza atan ülkelerin hepsi gerçekten bu antlaşmanın amacını benimsemiş ve buna uygun hareket ediyor mu?
Birinci Dünya Savaşı sonunda barışı sağlamak amacıyla Milletler Cemiyeti kurulmuştur. Fakat Milletler Cemiyeti bu amacında başarılı olamamış, İkinci Dünya Savaşı yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyeti ile aynı amaçta olan fakat ondan daha başarılı bir örgüt kurulmak istenmiş ve Birleşmiş Milletler kurulmuştur.[2]
Birleşmiş Milletler’in başlıca organları şöyledir: Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Meclisi ve Sekreterlik’ tir. Güvenlik Konseyi, uluslararası güvenliğin ve barışın korunmasından ilk derecede sorumlu organdır. 5’i daimi, 10’u geçici olmak üzere toplam 15 üyeden oluşur. Geçici üyeler iki yıllık süre için seçilir. Daimi üyeler ise Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa’dır. Bu üyeler mutlak veto yetkisine sahiptir. Üye devletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymak zorundadır.[3]
Güvenlik Konseyi Birleşmiş Milletler’in karar alma gücünün merkezinde yer alır. Daimi üyeler sahip olduğu veto hakkı ile Konsey’in hayata geçirmek istediği bir kararı onaylamayarak, bu kararı ortadan kaldırabilir.[4] Birleşmiş Milletler’e 193 adet ülke üyedir. Fakat daimi beş üyenin sahip olduğu mutlak veto yetkisi diğer üye ülkeleri sembolik bir figür olarak göstermektedir. Oysa Birleşmiş Milletler’in ortak amacı tüm dünya devletlerini temsil etmektir.[5]
İkinci Dünya Savaşı’nın kazananlarının etkisi altında kurulan Birleşmiş Milletler, daimi üyelere mutlak veto yetkisi vermesi sebebiyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştır.[6] Bu eleştirilere dayanak olarak birkaç husus örnek gösterilebilir: Arap Baharı sonrasında Suriye’de yaşanan insan hakları ihlalleri 2011 yılında Güvenlik Konseyi’ne taşınmış fakat Rusya ve Çin’in bu duruma karşı çıkması sebebiyle konu Güvenlik Konseyi’nde görüşülememiştir. Günümüze olan etkilerine örnek verecek olursak: İsrail’in Filistin ve Lübnan’a yönelik davranışları sebebiyle alınacak olan kararlar ABD’nin veto yetkisini kullanmasıyla engellenmiştir. Günümüzde etkisini gösteren bir başka konu da Rusya - Ukrayna Savaşı’nda karşımıza çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler, Rusya’nın sahip olduğu veto yetkisi dolayısıyla kınamaya dahi karar verememiştir.[7]
Genel kurul kararlarının bağlayıcı özellikte olmaması, Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir özelliğe sahip olması fakat daimi üyelerin veto hakkına sahip olması sebebiyle Konsey işlevsiz hâle gelmektedir.[8] Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesinde “ Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.”[9] ifadesine yer verir. Ancak aynı antlaşma, Güvenlik Konseyi’nin kararları için daimi üyelerin oy birliğini ister. Böyle bir durumda eşitlikten söz edilemez. Bu ifadeler antlaşmanın kendi içerisindeki çelişkiyi gösterir. Antlaşmanın 6. maddesi “İşbu Antlaşmada belirtilen ilkeleri ısrarla çiğneyen bir Birleşmiş Milletler üyesi, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel kurul tarafından örgütten çıkarılabilir.”[10] der. Uluslararası barış ve güvenliği korumak, evrensel barışı güçlendirmek, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı teşvik etmek ve desteklemek örgütün amaçları arasındadır. Eğer bu amaçları daimi üye bir ülke ihlal ediyorsa yahut ihlal eden tarafı destekliyorsa o zaman nasıl bir yaptırım uygulanacak?
Bahse konu durum, uluslararası sistemdeki yapısal tıkanıklığı açıkça ortaya koymaktadır. Tarihsel süreç incelendiğinde, egemen aktörlerin insan hakları ihlallerini veya savaş suçlarını kendi rızalarıyla kabul ederek kendilerine yaptırım uygulanmasını talep etmeleri rasyonel bir davranış olarak görülmemektedir. Devletler, gerçekleştirdikleri eylemleri ya meşru zeminlere oturtmakta ya da stratejik hedeflerine ulaşmada zorunlu araçlar olarak değerlendirmektedir. Bu durum, çıkar odaklı politikaların doğurduğu kaçınılmaz bir çatışma alanıdır. Buna karşın uluslararası örgütlerin temel varlık sebebi; insan haklarını korumak ve evrensel barışı tesis etmektir. Dolayısıyla, hiçbir ulusal veya stratejik çıkar, söz konusu normatif ilkelerin ihlalini meşrulaştırma potansiyeline sahip değildir.
Eğer bir devlet bu antlaşmaya taraf olduysa, antlaşmanın gereklerini de yerine getirmekle yükümlüdür. Örgütün amacına aykırı bir harekette bulunmak absürt karşılanır. Eğer bir taraf barış istiyorsa aynı anda savaşa da sıcak bakamaz yahut bakan tarafı savunamaz. Söylenen sözler ile yapılan hareketler birbirini tamamlamalıdır. Aksi takdirde örgüte karşı soru işaretleri oluşur. Eğer yapılan eylemler sarf edilen sözleri destekler nitelikte olmazsa örgüt sembolik bir hâl alır.
Adalet toplum içerisinde varlığını hukuk kuralları ile hissettirir. Hukuk kuralları ise yaptırımlar ile uygulanabilir hâle gelir. Bir yaptırıma sahip olmayan hukuk kuralları sadece bir görüntüden oluşur ve caydırıcılığı yoktur.
Günümüzde, Rusya, Ukrayna ile ABD ise İran ile savaş hâlindeler ve üstelik bu devletler uluslararası barışı savunan Birleşmiş Milletlere üye ayrıca mutlak veto yetkisine sahip olan devletlerdir. Bu devletler müdahil oldukları savaşlarla alakalı yahut kendi müttefiklerinin dahil oldukları savaşlar ile ilgili bir karar alınması gerektiğinde veto yetkilerini kullanarak örgütü işlevsiz hâle getirmektedir. Mutlak veto yetkisine sahip devletler için bir yaptırım unsuru bulunmamaktadır. Bu da örgüt içerisindeki eşitliği yok etmektedir. Diğer üye ülkeler mutlak veto yetkisinin ifade edildiği antlaşmaya taraf olarak bu durumu kabul etmektedir fakat bu ortada bir eşitsizlik olduğu ve yetkiyi çıkarlar doğrultusunda kullanma ihtimalinin olmadığı anlamına gelmemektedir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisi büyük güçler arasındaki doğrudan askeri çatışmayı önlese de hesap verilebilirliği ve hukuki yaptırımları engelleyerek örgütün meşruiyetini zedelemektedir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1]“ Birleşmiş Milletler Antlaşması, 26 Haziran 1945, md. 1, Birleşmiş Milletler, erişim tarihi: 30 Temmuz 2026.”
[2]“ Hatice Türkay, "Güncel Gelişmeler Işığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Yeniden Yapılandırılması," Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 12, no. 2 (Aralık 2022): s.681.”
[3] “Abdulvahap Akıncı ve Enes Konca, "Bir Demokrasiye Geçiş Sorunu Olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Mutlak Veto Yetkisi," Kamu Yönetimi ve Politikaları Dergisi 7, no. 2 (Temmuz 2026): s.197.”
[4]“ Akıncı ve Konca, "Bir Demokrasiye Geçiş Sorunu Olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Mutlak Veto Yetkisi,” s.198.”
[5] “Akıncı ve Konca, "Bir Demokrasiye Geçiş Sorunu Olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Mutlak Veto Yetkisi,” s.199.”
[6]“ Türkay, "Güncel Gelişmeler Işığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Yeniden Yapılandırılması, s.681.”
[7] “Türkay, "Güncel Gelişmeler Işığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yeniden Yapılandırılması,s.684.”
[8] “Türkay, "Güncel Gelişmeler Işığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yeniden Yapılandırılması, s.690.”
[9]“ Birleşmiş Milletler Antlaşması, 26 Haziran 1945, md. 2, Birleşmiş Milletler, erişim tarihi: 30 Temmuz 2026.”
[10]“ Birleşmiş Milletler Antlaşması, 26 Haziran 1945, md. 6, Birleşmiş Milletler, erişim tarihi: 30 Temmuz 2026.”
İlgili Yayınlar

Dilin Ötesinde Bir Güç Aracı: Frankofoni'nin Küresel Etkisi, Sınırları ve Geleceği

Yapay Zekâda Yeni Jeopolitik: Kuralları Kim Yazacak?

Ticaret Ortaklığından Gerilime: ABD'nin Gümrük Vergisi Kararı Kanada ile İlişkileri Nasıl Etkileyecek?
Haber Analiz
