
BRICS Zirvesi’nin Ardından
- UKUlvi KaraosmanAsya-Pasifik Uzmanı
Yeni Delhi’de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi ve zirve sonrasında açıklanan ortak bildiri, küresel siyasetin içinde bulunduğu fırtınalı ve çok katmanlı dönüşüm sürecini anlamak adına son derece zengin bir analiz zemini sunmaktadır. Zirveden çıkan en çarpıcı ve stratejik sonuç, bildirinin satır aralarında gizlenen münferit diplomatik kalıplardan ziyade, böylesine derin çatışma hatlarına ve taban tabana zıt jeopolitik çıkarlara sahip aktörlerin aynı masa etrafında buluşup ortak bir metin ortaya koyabilmiş olmasıdır. Uluslararası sistemin parçalandığı, küresel fay hatlarının tetiklendiği ve büyük güç rekabetinin tırmandığı bir çağda, Yeni Delhi Bildirisi'nin imzalanabilmesi başlı başına diplomatik bir başarı olarak görülmelidir. Zirve masasına oturan aktörlerin profili göz önüne alındığında, grubun birlikteliğini koruyabilmesi küresel siyasetteki yeni güç dengelerinin doğasına dair çok önemli ipuçları vermektedir.
Zirvenin gerçekleştiği uluslararası iklim, üyelerin her birinin ne derece farklı ve zaman zaman birbirini tehdit eden stratejik gerçekliklerle hareket ettiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Orta Doğu’da İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile doğrudan bir çatışma ve tırmanma spiralinin göbeğinde yer alırken, Birleşik Arap Emirlikleri Körfez’in hassas dengelerinde tamamen özgün ve çok boyutlu bir diplomasi yürütmektedir. Aynı denklemde Hindistan; Washington, Tel Aviv ve Tahran ile hayati ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, Asya’nın iki rakip devi Çin ve Hindistan sınır hattındaki uyuşmazlıklara ve nüfuz mücadelesine rağmen aynı bildiriye imza atabilmektedir. Buna Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatı ve Batı ile yaşanan doğrudan cepheleşme eklendiğinde, Yeni Delhi’de sağlanan uzlaşmanın ne kadar zorlu bir diplomatik virajdan geçtiği anlaşılmaktadır. Tüm bu karşıtlıklara rağmen ortak paydada buluşulması, grubun yapısını ideolojik veya askeri bloklardan ayıran temel niteliktir.
Bu tablo, uluslararası kamuoyunun BRICS’i değerlendirirken düştüğü kavramsal yanılgıyı da açıkça ortaya koymaktadır. BRICS platformunu tek bir güvenlik doktrinine dayanan NATO gibi bir savunma paktı ya da derin bir hukuki ve siyasi entegrasyonu hedefleyen Avrupa Birliği benzeri yapı modelleriyle kıyaslamak baştan hatalı bir yaklaşımdır. Grubu bir arada tutan güç; paylaşılan ortak bir siyasi rejim, homojen bir dünya görüşü ya da tek tipleştirilmiş bir uluslararası düzen vizyonu değildir. Zaten anlaşmazlıkların ve çıkar çatışmalarının yaşanmadığı bir yapıda çok kutupluluk iddiasında bulunmak mantıksal bir çelişki oluştururdu. Bu nedenle BRICS bünyesindeki ahengi üyeler arası ideolojik veya stratejik bir uyumda değil, çelişkilere rağmen sürdürülebilen bir diplomatik koordinasyon kapasitesinde aramak gerekir. Platform, üyelerinin ulusal çıkarlarını tek bir çatı altında eritmek yerine, var olan ayrışmaların çatışmaya dönüşmesini engelleyen esnek bir temas mekanizması işlevi görmektedir.
Orta Doğu’daki sıcak krizler ve küresel ölçekte tırmanan gerilimler, Yeni Delhi Bildirisi’nin diline de doğrudan yansımıştır. Metnin bilinçli bir biçimde temkinli, ihtiyatlı ve diplomatik nezaket sınırları içerisinde kurgulanmış olması, grubun zafiyetinden ziyade işlevselliğinin bir sonucudur. Liderlerin gerginliğin tırmanmasından duydukları derin endişeyi dile getirmeleri, taraflara itidal çağrısında bulunmaları ve diyalog ile diplomasinin vazgeçilmezliğini vurgulamaları, üyeler arasındaki derin makası ortadan kaldırmamış, fakat bu farklılıkların diyalog zemininde yönetilmesine olanak tanımıştır. Bu durum BRICS için hem bir kısıtlılık hem de en büyük stratejik güç kaynağıdır. BRICS, ne Orta Doğu’daki savaşı tek bir hamlede bitirebilecek bir askeri güce sahiptir ne de üyelerinin kendi aralarındaki ikili uyuşmazlıkları çözecek bir uluslararası mahkemedir. Buradaki diplomatik uzlaşı, kolektif bir askeri eylem kabiliyetiyle karıştırılmamalıdır; platformun gerçek değeri, dünyayı kutuplaştıran fay hatlarına rağmen stratejik çıkarları ayrışan devletleri aynı diyalog zemininde tutabilme becerisinde yatmaktadır.
Grubun jeopolitik alandaki temkinli duruşuna karşılık, asıl somut ve dönüştürücü hamleler ekonomik iş birliği ve küresel yönetişim alanında kendisini göstermektedir. Tek taraflı gümrük vergilerine, korumacı yaptırımlara ve zorlayıcı iktisadi tedbirlere karşı sergilenen ortak duruş, kurallara dayalı çok taraflı ticaret sisteminin savunulmasıyla birleşmektedir. Bu doğrultuda sınır ötesi ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi, yerel para birimleriyle ticaretin teşvik edilmesi ve ulusal ödeme altyapılarının birbiriyle uyumlu hale getirilmesi, somut birer başarı alanı olarak öne çıkmaktadır.
Uluslararası basında sıkça dile getirilen sansasyonel ortak para birimi fikrinin Yeni Delhi’de karara bağlanmamış olması, grubun ütopik hedefler yerine uygulanabilir ve pragmatik bir hatta ilerlediğinin kanıtıdır. Üye ülkelerin mevcut ekonomik ve siyasi kısıtlamaları altında tek bir para birimine geçiş ilan etmek son derece gerçek dışı bir adım olacakken; yerel para birimleriyle mutabakatı derinleştirmek, Yeni Kalkınma Bankası’nın finansal kapsayıcılığını artırmak ve rezerv çeşitlendirmesine gitmek çok daha kalıcı sonuçlar doğurmaktadır. Bu yaklaşım, basite indirgenmiş bir dolarsızlaşma söyleminden öte, küresel finans sisteminde riskleri dağıtan çift hatlı bir stratejidir. BRICS ülkeleri mevcut kurumlardan tamamen kopmak ile o kurumlara teslim olmak arasında bir seçim yapmamakta; bir yandan sistem içinde reform talep ederken diğer yandan sistem dışı alternatif kanallar inşa etmektedirler.
Pekin ve Yeni Delhi arasındaki ilişkiler de bu çift hatlı mantığın en somut örneğidir. İki ülke arasındaki sınır gerilimleri, stratejik rekabet ve Hindistan’ın Batı ile kurduğu güvenlik ortaklıkları, Çin ve Hindistan’ın BRICS çatısı altında ortak kararlara imza atmasına engel olamamıştır. BRICS taraflar arasındaki tarihsel anlaşmazlıkları tek celsede çözmese de, kriz anlarında dahi temasın kopmasını önleyen ilave bir kurumsal diyalog zemini sunmaktadır. Dolayısıyla grup içerisindeki aşırı çeşitlilik ve heterojen yapı, karar alma süreçlerini yavaşlatan ve radikal adımları kısıtlayan bir unsur gibi görünse de, BRICS’e Küresel Güney’in kapsayıcı bir ifadesi olma meşruiyetini kazandıran temel dinamiktir. Tamamen homojen bir BRICS belki daha hızlı ve verimli çalışabilirdi ancak bu durumda sadece sıradan bir güç bloğuna dönüşürdü.
Yeni Delhi’de ortaya koyulan irade, şekillenmekte olan çok kutuplu dünya düzeninin karakterine dair son derece öğretici bir ders sunmaktadır. Geleceğin küresel mimarisi, çatışmasız bir uyumdan ziyade örtüşen ortaklıklar, çelişen çıkarlar ve zorunlu uzlaşı zeminlerinin bir arada var olduğu karmaşık bir yapı olacaktır. BRICS, küresel dengeleri değiştirmek adına mevcut sistemin yerini tamamen alma iddiasında değildir; grubun esas önemi, uluslararası gündemi ve öncelikleri tek bir kurumsal merkezin belirlemesi gerektiği yönündeki tarihsel varsayıma meydan okumasından kaynaklanmaktadır. Anlaşmazlıkların varlığı otomatik olarak işlevsizlik anlamına gelmez. BRICS için asıl varlık testi, çok kutupluluğun kaçınılmaz çelişkilerini yok etmek değil, bu çelişkileri yöneterek ortak amaçlar doğrultusunda diyalog kanalını açık tutabilmektir. Yeni Delhi Zirvesi, platformun bu yönetişim becerisini sergileyerek yeni dünya düzeninin en önemli diplomasi laboratuvarlarından biri olduğunu gösteren tarihi bir aşamayı temsil etmektedir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.



