
Trump'ın Savaşı, Trump'ın Barışı mı? İran Savaşı’nda Mutabakat Arayışı
Trump'ın dış politika performansına ilişkin akademik tartışmalarda sıkça gündeme gelen bir diğer konu da "kriz üretip çözüm sunma" yöntemidir. Bu yaklaşıma göre Trump, önce sert söylemler ve baskı araçlarıyla bir kriz atmosferi oluşturmakta, ardından bu krizi çözen lider olarak öne çıkmayı hedeflemektedir. Önce maksimum baskı politikasıyla tırmandırılan gerilim, daha sonra diplomatik başarı anlatısına dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Axios tarafından henüz resmi olarak doğrulanmayan İran-ABD/İsrail Savaşı’nda mutabakat taslağının masada olduğunun ileri sürülmesiyle, dikkat çekici ancak nihai bir ateşkes sunmayan bir adım olduğu gündeme geldi. Axios'un[1] 12 Haziran tarihinde yayımladığı haberlerde ortaya konulan mutabakat taslağı, İran ile ABD arasında aylardır devam eden savaşın ardından ilk ciddi diplomatik kırılma noktası olarak değerlendirilebilir. Taslak metne göre mevcut ateşkesin 60 gün daha uzatılması, Hürmüz Boğazı'nın derhal ve ücretsiz biçimde uluslararası deniz trafiğine açılması, İran'a yönelik yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi ve nükleer dosyanın ikinci aşama müzakerelere bırakılması öngörülmektedir. Ayrıca anlaşmanın Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda şekillenmesi nedeniyle "İslamabad Anlaşması" olarak adlandırılması planlanmaktadır. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı'nın henüz nihai karar verilmediğini açıklaması, sürecin halen kırılgan olduğunu göstermektedir.
Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, tarafların savaşın temel nedenlerini çözmek yerine öncelikle çatışmayı dondurmayı hedefleyen bir çerçeve üzerinde uzlaşmaya çalışmalarıdır. İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin esaslı meseleler ileride yapılacak daha kapsamlı görüşmelere bırakılırken, mevcut taslak daha çok gerilimi düşürmeye yönelik bir ara formül niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte söz konusu süreç, yalnızca İran-ABD ilişkileri açısından değil, Donald Trump'ın dış politika anlayışının yeniden değerlendirilmesi bakımından da önem taşımaktadır. Çünkü savaşın başlangıcından itibaren yaşanan gelişmeler, Trump'ın dış politikada uzun süredir eleştirilen "gelgitli liderlik" tarzını bir kez daha ortaya koymuştur.
İran ile yaşanan çatışma sürecinde Trump yönetiminin sergilediği tutum, Amerikan dış politikasındaki geleneksel stratejik çizgiden oldukça farklı bir görünüm ortaya koymuştur. Trump, göreve geldiği ilk dönemden itibaren İran'a karşı son derece sert söylemler benimsemiş, 2018 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilerek "maksimum baskı" politikasını uygulamaya koymuştur. Ancak aynı Trump, askeri çatışmanın belirli bir eşiği aşması halinde müzakere ve uzlaşı çağrılarını da eş zamanlı olarak gündeme getirmiştir. Bu durum, Trump'ın dış politikadaki en belirgin özelliği olan öngörülemezlik unsurunu yeniden ortaya çıkarmaktadır.
Nitekim son savaş sürecinde de benzer bir tablo gözlenmiştir. Bir yandan İran'a yönelik sert askeri mesajlar verilmiş, diğer yandan ise diplomatik kanalların açık tutulduğu vurgulanmıştır. Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda zaman zaman "İran'ın büyük hata yaptığı" ifade edilirken, kısa süre sonra "anlaşmaya çok yakın olunduğu" yönünde mesajlar verilmiştir. Bu yaklaşım bazı çevreler tarafından stratejik belirsizlik olarak değerlendirilse de, Amerikan dış politika bürokrasisi içinde uzun süredir Trump'ın karar alma süreçlerinin kurumsal planlamayı zorlaştırdığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır.
Trump'ın dış politika anlayışına yönelik eleştirilerden biri de, karar alma süreçlerinde kişisel ilişkileri ve anlık siyasi kazançları kurumsal değerlendirmelerin önüne koymasıdır. Özellikle ilk başkanlık döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı arasında hazırlanan birçok politika önerisinin Trump tarafından son aşamada değiştirildiği bilinmektedir. İran konusunda da benzer bir eğilim gözlenmiştir. Bazı eski üst düzey Amerikan yetkilileri, Trump'ın İran politikasının belirli bir stratejik hedefe değil, daha çok kısa vadeli siyasi etkilere göre şekillendiğini savunmuştur.
Bunun yanında, Trump'ın dış politika performansına ilişkin akademik tartışmalarda sıkça gündeme gelen bir diğer konu da "kriz üretip çözüm sunma" yöntemidir. Bu yaklaşıma göre Trump, önce sert söylemler ve baskı araçlarıyla bir kriz atmosferi oluşturmakta, ardından bu krizi çözen lider olarak öne çıkmayı hedeflemektedir. Önce maksimum baskı politikasıyla tırmandırılan gerilim, daha sonra diplomatik başarı anlatısına dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Ancak bu yaklaşımın sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Çünkü taslak metinde görüldüğü üzere İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin temel sorunlar çözülmemekte, yalnızca daha kapsamlı bir müzakere sürecine ertelenmektedir. Bu durum, taraflar arasında geçici bir gerilim azaltımı sağlasa da stratejik anlaşmazlıkların devam ettiği anlamına gelmektedir.
Öte yandan Trump açısından böyle bir anlaşmanın iç politika boyutu da göz ardı edilmemelidir. Amerikan kamuoyunda uzun süreli yeni bir Orta Doğu savaşına yönelik destek oldukça sınırlıdır. Cumhuriyetçi Parti içerisindeki "Önce Amerika" (America First) kanadı da geniş çaplı askeri angajmanlara mesafeli yaklaşmaktadır. Dolayısıyla Trump'ın askeri baskı ile diplomatik uzlaşı arasında gidip gelen tutumu yalnızca dış politika hesaplarının değil, iç siyasi dengelerin de bir sonucudur.
Sonuç olarak, İran ile ABD arasında gündeme gelen olası mutabakat bölgesel istikrar açısından kısa vadeli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak anlaşmanın kalıcılığı, tarafların temel güvenlik kaygılarını ne ölçüde giderebildiğine bağlı olacaktır. Daha da önemlisi, sürecin geleceği büyük ölçüde Donald Trump'ın kişisel liderlik tarzına ve öngörülemez karar alma pratiğine bağlı görünmektedir. Bu nedenle mevcut gelişme, kalıcı bir barışın başlangıcından ziyade, yeni bir müzakere döneminin habercisi olarak değerlendirilmelidir.
[1] https://www.axios.com/2026/06/12/iran-deal-mou-strait-open-sanctions-relief ; https://www.axios.com/2026/06/11/trump-cancel-iran-strikes-deal-strait ; https://www.aa.com.tr/tr/dunya/axios-abd-ucaklari-iran-anlasmasi-hazirliklari-icin-avrupaya-hareket-etti/3964764




