
İran–İsrail–ABD Geriliminin Jeopolitiği: İsrail’in Güvenliği mi, Küresel Güç Rekabeti mi?
- HAHüseyin AlpaslanTarihçi, Araştırmacı
Bu çalışma, XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Doğu coğrafyasında tecessüm eden İran–İsrail–ABD eksenindeki çok katmanlı askeri ve diplomatik krizleri, tarihsel süreklilik ve modern jeopolitik teoriler muvacehesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. 2026 yılının ilk yarısında topyekûn bir bölgesel çatışmaya tahvil olan bu gerilim, ana akım uluslararası ilişkiler söylemlerinde ekseriyetle "İsrail'in varoluşsal güvenliği" parantezine sıkıştırılmaktadır. Ancak tarihsel materyalist ve jeostratejik veriler, meselenin mikro bir güvenlik krizinden ziyade, Avrasya anakarasındaki küresel güç alanlarının yeniden taksimi ve hegemonya mücadelesiyle doğrudan ilintili olduğunu göstermektedir. Makalede, Halford Mackinder ve Nicholas Spykman’ın klasik jeopolitik teorileri referans alınarak; Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, enerji koridorlarının güvenliği, transatlantik ittifakın tarihsel rolü ve güvenlik stratejisti İsmail Cingöz’ün Avrasya eksenli yaklaşımları analitik bir süzgeçten geçirilmektedir.
Giriş: Tarihsel Arka Plan ve Kırılma Noktaları
Orta Doğu coğrafyası, tarihsel süreç boyunca küresel imparatorlukların ve büyük güçlerin nüfuz mücadelesi yürüttüğü makro-politik bir tiyatro sahnesi olagelmiştir. Yakın tarih incelendiğinde, 1979 İran İslam Devrimi’ne değin rasyonel ve müttefik düzeyde seyreden İran-İsrail ilişkileri, bu tarihten itibaren köklü bir paradigma değişimine uğramıştır. Devrim sonrasında İran’ın bölgede kurmaya çalıştığı "Direniş Ekseni" ve vekil güçler ağı, İsrail’in bölgedeki askeri ve siyasi doktrinlerini savunma pozisyonundan proaktif çevreleme stratejisine doğru evrilmiştir. ABD ise Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında geliştirdiği Orta Doğu politikalarında hem İsrail’in hamiliğini üstlenmiş hem de bölgedeki statükoyu kendi hegemonyası lehine tahkim etmeye çalışmıştır.
2026 yılının ilk çeyreğini bakıldığında, bu kronik gerilim vecd noktasını aşarak açık bir bölgesel savaşa dönüşmüştür. ABD ve İsrail’in ortak hava operasyonlarıyla İran’ın askeri-nükleer altyapısını hedef alması, buna mukabil Tahran’ın füzeli misillemeleri ve Hürmüz Boğazı'nı kapatma hamlesi, krizin bölgesel sınırları aşarak küresel sistemin fay hatlarını sarstığını kanıtlamıştır. Bir tarihçi gözüyle bakıldığında bu sıcak çatışma, ansızın ortaya çıkmış bir anomali değil; Doğu-Batı ekseninde on yıllardır biriken jeopolitik gerilim enerjisinin kinetiğe dönüşmesinden ibaret olduğu değerlendirilebilir.
Jeopolitik Teorik Çerçeve ve Süreklilik
Uluslararası sistemdeki güç mücadelelerinin mekânsal tezahürlerini anlamlandırmada, XX. yüzyılın başlarında formüle edilen klasik jeopolitik teoriler, günümüz dünyasını açıklamakta halen en muteber enstrümanlardır. Sir Halford Mackinder’in 1904 yılında ortaya koyduğu "Heartland" teorisi, Avrasya’nın merkezini kontrol eden gücün küresel imparatorluk potansiyeline erişeceğini vazeder. Buna mukabil Nicholas Spykman, Avrasya’yı çevreleyen kıyı kuşağının kontrolünün dünya hakimiyeti için asıl belirleyici unsur olduğunu ileri sürmüştür.
Bu iki teorinin kesişim kümesinde yer alan Orta Doğu ve hususen İran, tarihsel coğrafya açısından ikame edilemez bir "pivot bölge" hüviyetindedir. İran; Rimland kuşağının en kritik halkalarından biri olmasının yanı sıra, Heartland’in sıcak denizlere ve Hint Okyanusu’na açılan güney kapısıdır. Dolayısıyla, tarihsel süreçte Çarlık Rusyası ile İngiliz İmparatorluğu arasında yaşanan "Büyük Oyun"un modern bir versiyonu, bugün İran coğrafyası üzerinde ABD-İsrail ittifakı ile Avrasya bloku arasında cereyan etmektedir. İran’a yönelik her türlü çevreleme ve askeri müdahale, aslında Rimland kuşağındaki bir deliği kapatma veya açma mücadelesidir.
İsrail’in Güvenliği: Varoluşsal Kaygılar ve Askeri Doktrinler
Tarihsel perspektiften bakıldığında, İsrail Devleti’nin kuruluşundan itibaren benimsediği güvenlik doktrini, coğrafi derinlik eksikliğini kapatmak adına "Niteliksel Askeri Üstünlük" ve "tehdidin kaynağında yok edilmesi" ilkelerine dayanır. Tahran yönetiminin nükleer programı ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri, Tel Aviv tarafından 1948’den bu yana karşı karşıya kalınan en ciddi "varoluşsal tehdit" olarak kodlanmıştır.
2026 yılındaki sıcak savaş sürecinde, İran’ın Lübnan (Hizbullah), Yemen (Husiler) ve Suriye-Irak hattındaki milis unsurlar vasıtasıyla İsrail sınırlarında adeta bir "ateş çemberi" oluşturma stratejisi somut bir realiteye dönüşmüştür.⁸ Ancak askeri tarih bize göstermektedir ki; devletlerin mikro güvenlik kaygıları, ekseriyetle küresel hamilerinin makro çıkarlarıyla örtüştüğü ölçüde geniş çaplı askeri operasyonlara zemin hazırlar. Dolayısıyla, İsrail’in hissettiği taktiksel güvenlik tehdidi, ABD’nin küresel hegemonyasını koruma yönündeki stratejik hedefiyle tahkim edilmiştir.
Küresel Güç Rekabeti: Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ve Avrasya Bloku
Tarih, ticaret yollarını ve lojistik hatları kontrol eden güçlerin yükselişine, bu hatları kaybedenlerin ise gerilemesine şahittir (İpek Yolu, Baharat Yolu ve Coğrafi Keşifler örneğinde olduğu gibi). Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’nin yürürlüğe koyduğu Kuşak ve Yol Girişimi, XXI. yüzyılın en büyük jeo-ekonomik hamlesidir. Pekin, deniz yollarındaki Anglo-Sakson hegemonyasını, Avrasya içerisinden geçecek kara ve demiryolu koridorlarıyla bypass etmeyi amaçlamaktadır.
İran, coğrafi konumu itibarıyla bu projenin hem kara (Merkez Koridoru) hem de deniz güzergâhlarının düğüm noktasında yer almaktadır. İki ülke arasında akdedilen 25 yıllık stratejik iş birliği anlaşması, sadece ekonomik bir metin değil, jeopolitik bir ittifak vesikasıdır.¹⁰ 2026 savaşında ABD'nin nisan ayında yürürlüğe koyduğu deniz ablukası ve çevreleme hamlesi, doğrudan Çin'in Avrasya'daki bu lojistik ve ticari entegrasyonunu sabote etmeye matuf bir "Grand Strateji" adımıdır. Bu bağlamda Türkiye’de Avrasya jeopolitiği ve güvenlik mimarisi üzerine nitelikli eserler veren İsmail Cingöz, tarihsel süreci teyit eden analizinden şu sonucu çıkartmak mümkündür: Çin’in küresel bir aktör olarak yükselişi ve Avrasya coğrafyasında kurmaya çalıştığı yeni ekonomik mimari, İran’ı hem enerji arz güvenliği hem de lojistik hatların sürekliliği açısından vazgeçilmez bir düğüm noktası haline getirmiştir. Dolayısıyla İran üzerindeki baskı, sadece bölgesel bir rejimi sınırlandırma çabası değil; Batı dışı blokun Avrasya’da tahkim edilmesini engellemeye yönelik küresel bir stratejinin yansımasıdır.
Cingöz’ün de vurguladığı üzere, Batı'nın tarihsel tecrit ve ambargo politikalarına karşı İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi yapılara tam üyeliği, Doğu ile Batı arasındaki kurumsal kopuşu hızlandırmış ve 2026 yılındaki askeri tazyike karşı Tahran’a stratejik bir mukavemet alanı sağlamıştır.
Transatlantik İttifak ve İngiltere’nin Tarihsel Mirası
Orta Doğu’nun modern siyasi haritası ve sosyo-politik fay hatları, büyük oranda I. Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında (Sykes-Picot Anlaşması, Balfour Deklarasyonu vb.) İngiliz aklı tarafından dizayn edilmiştir. Birleşik Krallık, her ne kadar imparatorluk bakiyesinden çekilmiş görünse de "Küresel Britanya" vizyonuyla Transatlantik ittifakın ayrılmaz bir cüzüdür.
2026 krizinde Londra’nın hamleleri tarihsel tecrübesiyle son derece uyumludur. Akdeniz (Kıbrıs-Akrotiri) ve Hint Okyanusu’ndaki stratejik üslerini müttefiki ABD’nin lojistik ve istihbari harekâtına açması, İngiltere’nin bölgedeki deniz yolları ve enerji koridorları üzerindeki Anglo-Sakson kontrolünü sürdürme refleksinin bir sonucudur. Tarihsel olarak Süveyş’i ve Hint deniz rotasını koruma içgüdüsü, bugün yerini Çin ve Rusya’nın güney denizlerine inmesini engelleme stratejisine bırakmıştır.
Enerji Jeopolitiği ve Hürmüz Boğazı’nın Tarihsel Fonksiyonu
Tarih boyunca boğazlar, kanallar ve dar geçitler, imparatorlukların kaderini tayin eden coğrafi unsurlar olmuştur (İstanbul ve Çanakkale boğazlarının Türk tarihindeki, Süveyş ve Cebelitarık’ın İngiliz tarihindeki yeri gibi). Küresel enerji kaynaklarının kalbi konumundaki Basra Körfezi’nin tek çıkış kapısı olan Hürmüz Boğazı da bu mahiyettedir. İran, dünya doğal gaz rezervlerinin zirvesinde yer alırken, aynı zamanda bu kritik su yolunun fiili ve hukuki denetimini elinde bulundurmaktadır.
2026 savaşında İran’ın Hürmüz Boğazı'nı trafiğe kapatma kararı, küresel sanayi ve finans kapitalizmi üzerinde adeta bir "tarihsel şok" etkisi yaratmıştır. Sanayi üretimi ve enerji arzının sekteye uğraması, uluslararası sistemin hassas dengelerini sarsmıştır. Nisan 2026'daki geçici ateşkese rağmen İran'ın "Trafik Ayrım Şeması" üzerinden boğazdaki egemenlik haklarını tahkim etme çabası, coğrafyanın uluslararası hukuk ve askeri strateji üzerindeki mutlak galibiyetini bir kez daha kanıtlamıştır.
Güncel Kronoloji ve Diplomatik Bilek Güreşi (Haziran 2026)
Haziran 2026 itibarıyla bölgedeki askeri şok dalgası, yerini Pakistan’ın (İslamabad) arabuluculuğunda yürütülen çetin bir diplomatik satranç hamlesine bırakmıştır. ABD yönetiminin, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına transferini bir ön şart olarak masaya sürmesi; buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ulusal egemenlik vurgusuyla metinler üzerinde mukavemet göstermesi, krizin henüz nihai bir neticeye bağlanamadığını göstermektedir.
Bununla birlikte, 3 Haziran 2026 gecesi ABD ve bölgesel aktörlerin arabuluculuğu neticesinde İsrail ile Lübnan (Hizbullah) arasında varılan ateşkes mutabakatı, sahadaki tansiyonu nispeten düşürse de makro ölçekteki Doğu-Batı jeopolitik rekabetinin yapısal sorunlarını çözmekten uzaktır.
Sonuç
İran–İsrail–ABD ekseninde tecessüm eden ve 2026 yılında sıcak bir savaşa tahvil olan gerilim, nesnel bir tarihçi gözüyle analiz edildiğinde; pozitivist, sathî ve anlık bir güvenlik meselesi olarak tasnif edilemez. Karşımızdaki tablo, I. Dünya Savaşı öncesindeki bloklaşmaları, II. Dünya Savaşı öncesindeki nüfuz alanı mücadelelerini andıran makro-tarihsel bir hesaplaşmadır.
İran’ın coğrafi hüviyeti, enerji potansiyeli ve Avrasya bloku içerisindeki pivot rolü, onu küresel hegemonya mücadelesinin en kritik fay hatlarından biri kılmıştır. Çin’in yükselişi ve Avrasya’nın iktisadi entegrasyon hamleleri karşısında Batı ittifakı, kendi tarihsel üstünlüğünü korumak adına Orta Doğu’daki askeri ve diplomatik tazyikini sürdürmektedir.
Sonuç olarak, Haziran 2026’da İslamabad’da yürütülen diplomatik müzakerelerin akıbeti ne olursa olsun, bu kriz konjonktürel bir ihtilaf değil; tek kutuplu uluslararası sistemden çok kutuplu yeni bir dünya nizamına geçiş esnasında yaşanan tektonik jeopolitik kırılmanın tarih sayfalarına düşen en sıcak vesikasıdır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynakça
1. Brzezinski, Zbigniew. The Grand Chessboard. New York: Basic Books, 1997.
2. Buzan, Barry ve Ole Wæver. Regions and Powers. Cambridge: Cambridge University Press, 2003.
3. Cingöz, İsmail. Küresel Dönüşüm Sürecinde Türkiye ve Türk Dünyası. Ankara: Liman Yayınevi, 2025.
4. Freedman, Lawrence. Strategy: A History. Oxford: Oxford University Press, 2013.
5. House of Commons Library. "Israel/US-Iran conflict 2026: Background and UK response." Research Briefing, 2026.
6. Kemp, Geoffrey. The East Moves West. Washington: Brookings Institution, 2010.
7. Kissinger, Henry. World Order. New York: Penguin Press, 2014.
8. Mackinder, Halford J. Democratic Ideals and Reality. London: Constable, 1919.
9. Mearsheimer, John J. The Tragedy of Great Power Politics. New York: W. W. Norton, 2001.
10. Norton, Augustus Richard. Hezbollah: A Short History. Princeton: Princeton University Press, 2014.
11. Oren, Michael. Power, Faith and Fantasy. New York: W. W. Norton, 2007.
12. Pollack, Kenneth M. The Persian Puzzle. New York: Random House, 2004.
13. Rolland, Nadège. China's Eurasian Century? Seattle: NBR, 2017.
14. John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics (New York: W. W. Norton, 2001).
15. Kenneth M. Pollack, The Persian Puzzle (New York: Random House, 2004).
16. Henry Kissinger, World Order (New York: Penguin Press, 2014).
17. Halford J. Mackinder, Democratic Ideals and Reality (London: Constable, 1919).
18. Nicholas J. Spykman, The Geography of the Peace (New York: Harcourt Brace, 1944).
19. Geoffrey Kemp, The East Moves West (Washington: Brookings Institution, 2010).
20. Michael Oren, Power, Faith and Fantasy (New York: W. W. Norton, 2007).
21. Augustus Richard Norton, Hezbollah: A Short History (Princeton: Princeton University Press, 2014).
22. Nadège Rolland, China's Eurasian Century? (Seattle: National Bureau of Asian Research, 2017).
23. International Crisis Group, “China–Iran Strategic Partnership,” https://www.crisisgroup.org (Erişim: 7 Mart 2026).
24. İsmail Cingöz, Küresel Dönüşüm Sürecinde Türkiye ve Türk Dünyası (Ankara: Liman Yayınevi, 2025), s. 199–205.
25. BP, Statistical Review of World Energy, https://www.bp.com (Erişim: 7 Mart 2026).
26. U.S. Energy Information Administration, https://www.eia.gov (Erişim: 7 Mart 2026).
27. Lawrence Freedman, Strategy: A History (Oxford: Oxford University Press, 2013).
28. House of Commons Library, "Israel/US-Iran conflict 2026: Background and UK response," Research Briefing, Nisan 2026.
İlgili Yayınlar

Dijital Sosyalleşme: Sosyal Etkileşimin Dönüşümü ve Kimlik İnşası

Uluslaşma Sürecinde ve Tarihsel Gerçeklikte "Yunan" Kimliği ve "Bizans Artığı" Olmak
Tarihin hiçbir döneminde ne İstanbul ne de Kıbrıs Yunan egemenliğinde olmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu Doğu Roma İmparatorluğu’na son vermiş ve çağ kapatıp yeni bir çağ açmıştır. Tarihte de Bizans diye bir devlet yoktur. En fazla hayal dünyasında yaşayan kırıntıları vardır.

