
NATO’dan Müzakere Masasına: Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Arabuluculuğunda Yeni Dönem
- YKYağmur KaracengelStajyer Araştırmacı
NATO’dan Müzakere Masasına: Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Arabuluculuğunda Yeni Dönem
‘Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna'nın başkenti Kiev'de Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Savaşın başından beri dikkati çekilen "çatışmanın yayılması riski"nin halen ciddi bir tehdit olduğunu ifade eden Fidan, çeşitli şekilde gerilimin tırmandığının görüldüğünü aktardı. Fidan, Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atan gelişmelerin bu endişeleri daha da artırdığını kaydederek, "(Rusya-Ukrayna) Savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz." ifadesini kullandı. "Önümüzdeki dönemde müzakerelere tekrar ev sahipliği yapmak da dahil olmak üzere doğrudan diplomatik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz." diyen Fidan, Ukrayna'yla ikili ilişkilerin her geçen gün daha da derinleştiğini, Türk şirketlerinin devam eden savaşa rağmen Ukrayna'daki faaliyetlerini sürdürdüğünü dile getirdi.’ [1]
Yeni Güvenlik Denklemi
Rusya-Ukrayna Savaşı üçüncü yılını geride bırakırken çatışmaların yalnızca karada değil, Karadeniz’e de sıçrama ihtimali bölgesel güvenlik açısından yeni tehditleri doğuruyor. Son dönemde Karadeniz'de ticaret gemileri, liman altyapıları ve enerji taşımacılığına yönelik artan riskler, savaşın coğrafi sınırlarının genişleyebileceğine dair endişeleri artırmıştır. Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Türkiye’nin savaşın Karadeniz’e taşınmasını istemediğini vurgulaması yalnızca güncel güvenlik endişelerinin ifadesi değil, aynı zamanda Ankara’nın denge politikası ve arabuluculuk diplomasisinin yeni bir aşamaya geldiğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.[2]
Karadeniz’in Stratejik Önemi
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bugüne Türkiye, NATO üyesi kimliği ile Rusya'yla sürdürdüğü diplomatik diyaloğu aynı anda sürdürebilen nadir ülkelerden biri olmuştur. Ankara, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini açıkça ifade etmenin yanında, Moskova ile iletişim kanallarını kapatmaktan kaçınmış ve çatışmanın diplomatik yollarla çözülebileceğini savunmuştur. Bu arabulucu yaklaşım, 2022 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen barış görüşmeleri ve Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen Karadeniz Tahıl Girişimi gibi somut diplomatik adımlarla uluslararası alanda görünürlük kazanmıştır.[3]
Buna ek olarak Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni savaş boyunca uluslararası hukuk çerçevesinde uygulayarak Karadeniz’deki askeri yapılanmanın kontrol altında tutulmasına katkı sağlamıştır. Yürütülen bu politika, Türkiye’nin çatışmanın doğrudan bir tarafı olmadan bölgesel istikrarı korumaya yönelik dengeli yaklaşımının en önemli göstergelerinden biri olmuştur. Ancak savaş seyrinin uzaması, Karadeniz’deki güvenlik sorununu giderek daha belirgin hale getirmiş; deniz ticaretinin, enerji arzının ve sivil deniz ulaşımının güvenliği Türkiye açısından kritik bir meseleye dönüşmüştür.[4]
Arabuluculuğun Sınırları ve Fırsatları
Hakan Fidan’ın açıklamalarında dikkat çeken en öne kısım, savaşın Karadeniz’e taşınmasının yalnızca askeri bir risk olarak değil, ekonomik, insani ve stratejik sonuçları bulunan çok boyutlu bir tehdit olarak değerlendirilmesidir. Karadeniz, Türkiye açısından yalnızca kıyısı olan bir deniz değil; enerji taşımacılığı, dış ticaret, tahıl sevkiyatı ve bölgesel güvenliğin kesişim noktasında yer alan stratejik bir jeopolitik araçtır. Bu nedenle limanların, tankerlerin ve balıkçı teknelerinin hedef alınması yalnızca savaşan taraflarını değil, Karadeniz’e kıyısı bulunan bütün ülkeleri doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğuracaktır.[5]
Fidan’ın dile getirdiği “yeni stratejik arayışlar” ifadesi de Türkiye’nin mevcut diplomatik görüşmelerinin farklı yöntemler ilr sürdürmeye hazır olduğuna işaret etmektedir. Savaşın ilk döneminde İstanbul görüşmeleri ve Tahıl Koridoru Anlaşması gibi girişimler ile önemli diplomatik başarılar elde eden Ankara, bugün değişen uluslararası dengeler hususunda yeni müzakere planlamaları geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu yeni mekanizma, Türkiye’nin arabuluculuk rolünden vazgeçmediğini, aksine mevcut şartlara uyum sağlayacak yeni diplomatik seçenekler üzerinde çalıştığını göstermektedir.[6]
Bununla beraber Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesini yalnızca taraflarla görüşme yapabilme yeteneği üzerinden değerlendirmek eksik kalacaktır. Arabuluculuk, güvenilirlik, her iki taraf için de kabul görme ve sürdürülebilir diplomatik ilişkiler geliştirebilme kapasitesi gerektirmektedir. Türkiye’nin hem NATO içerisinde etkin bir ülke olması hem de Rusya ile iletişimini açık tutabilmesi bu açıdan önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak savaşın bu aşamasında tarafların geri adım atmaması ve uluslararası aktörlerin farklı güvenlik önceliklerine sahip olması, olası bir kapsamlı barış anlaşmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin öncelikli hedefi, çatışmayı tek başına sona erdirmekten çok diplomatik ilişkilerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve müzakere yolunu açık tutmak olarak görülmelidir.[7]
Geleceğin Diplomasisi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Karadeniz’e ilişkin açıklamaları, Türkiye’nin arabuluculuk politikasının yalnızca diplomatik bir tercih olmadığını, aynı zamanda ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar sağlama stratejisinin önemli bir parçasını oluşturduğunu göstermektedir. Karadeniz’de çatışmaların artarak devam etmesi; enerji güvenliği, deniz ticareti, gıda arzı ve bölgesel güvenlik açısından Türkiye’nin doğrudan etkileneceği yeni riskler doğurma ihtimaline sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin savaşın Karadeniz’e yayılmasını önlemek amacıyla sürdürdüğü diplomatik görüşmeler, yalnızca taraflar arasında barış sağlama amacı taşımamakta; aynı zamanda Türkiye'nin stratejik çıkarlarını korumaya yönelik uzun vadeli bir dış politika yaklaşımını da göstermektedir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin diplomatik alandaki başarısı, yalnızca yeni bir müzakere masasının kurulmasına katkı sağlamasıyla değil; Karadeniz’de gerilimin tırmanmasını önleyebilecek diplomatik zemini koruyabilmesiyle değerlendirilecektir. Bu bağlamda Hakan Fidan’ın dile getirdiği “yeni stratejik arayışlar”, Türkiye’nin uluslararası alanda uzlaşmacı, arabulucu ve güven inşa eden aktör kimliğini sürdürme becerisinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1] Anadolu Ajansı," Fidan: Savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz." 16 Temmuz 2026.
[2] Anadolu Ajansı, Türkiye-Ukrayna Ortak Basın Toplantısı, 16 Temmuz 2026.
[3] Birleşmiş Milletler, Black Sea Grain Initiative Overview, 2022.
[4] T.C. Dışişleri Bakanlığı, "Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Uygulanmasına İlişkin Açıklamalar," erişim 16 Temmuz 2026.
[5] NATO, NATO's Deterrence and Defence in the Black Sea Region, 2024.
[6] Anadolu Ajansı, Türkiye-Ukrayna Ortak Basın Toplantısı, 16 Temmuz 2026.
[7] John J. Mearsheimer, "Why the Ukraine Crisis Is the West's Fault," Foreign Affairs 93, no. 5,2014.



