
Mali'de Kayıt Dışı Altın Madenciliği ve Terörün Finansmanı
- SÖSimge Özçelenk
Mali, 2012 yılından bu yana merkezi yönetim ile çevre bölgeler arasındaki sosyal kopuşun tetiklediği çok boyutlu bir krizle mücadele etmektedir.[1] Özellikle kuzey ve orta bölgelerde iklim değişikliği ve süregelen güvensizlik ortamı, tarım ve hayvancılık gibi geleneksel sektörlerin çökmesine neden olmuştur. Bu ekonomik yıkım karşısında, sayıları bir milyonu aşan yerel halk için kayıt dışı altın madenciliği bir hayatta kalma stratejisine dönüşmüştür.[2] Ancak devlet otoritesinin zayıf olduğu bu izole maden sahaları, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (JNIM) ve Büyük Sahra İslam Devleti (EIGS) gibi silahlı terör örgütlerinin doğrudan hedefi haline gelmiştir.[3] Bu örgütler, maden alanlarında "isyancı yönetişimi" kurarak yerel halkı vergiye bağlamakta ve elde ettikleri devasa gelirleri silahlı eylemlerini finanse etmek için kullanmaktadır.[4] Mali'de kayıt dışı altın madenciliği her ne kadar siviller için zorunlu bir ekonomik sığınak olsa da, oluşan otorite boşluğu bu sektörü silahlı grupların en kritik lojistik ve finansman ağına dönüştürmüştür. Bu sebeple sorunun çözümü, halkı çaresizliğe iten salt cezalandırıcı askeri politikalardan ziyade, sivil hizmetleri ve ekonomik alternatifleri merkeze alan çok boyutlu bir yaklaşım gerektirmektedir.
1) Sosyo-Ekonomik Zemin
Mali'nin çevre bölgelerinde kayıt dışı altın madenciliğinin hızla büyümesi ve yapısal bir hal alması, ülkenin sosyo-ekonomik kırılganlıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Nüfusun yüzde 40'ından fazlasının aşırı yoksulluk içinde yaşadığı ülkede[5], istihdamın yüzde 90'ından fazlası kayıt dışı sektörde gerçekleşmektedir.[6] Tarihsel süreçte devlet yatırımlarının başkent ve güney bölgelerinde yoğunlaşması, kuzey ve orta bölgelerin sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerinden büyük ölçüde mahrum kalmasına yol açmıştır. Bu bölgelerdeki vatandaşlar, devletin kurumsal varlığını sivil hizmetlerden ziyade, sıklıkla yolsuzluk iddialarıyla anılan güvenlik güçleri aracılığıyla hissetmektedir.[7]
Bu kurumsal boşluğun yanı sıra, bölge halkının geleneksel geçim kaynakları olan tarım ve göçebe hayvancılık büyük bir çöküş yaşamıştır. İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklıklar tarımsal üretimi baltalarken, artan silahlı çatışmalar ve şiddet olayları hayvan sürülerini otlatmak için gereken güvenli göç yollarını kapatmıştır. Geleneksel ekonominin temel direklerinin yıkılmasıyla birlikte yerel halk, hayatta kalabilmek için yeni ve acil bir çalışma sektörü arayışına girmiştir.
Geçmişte tarımsal faaliyetlere ek olarak yalnızca kurak mevsimlerde yapılan geleneksel altın madenciliği, bu çaresizlik ortamında kalıcı, yoğun ve hayati bir kayıt dışı sanayiye dönüşmüştür. Maden arayışındaki siviller, sadece güvenli bölgelerde değil, Liptako-Gourma gibi yüksek güvenlik riski taşıyan çatışma alanlarında bile faaliyet göstermeyi göze almaktadır. Günümüzde bu sektör; toprakları verimsizleşen çiftçilerden, kırsal kesimdeki gençlerden ve şehirdeki işsizlikten kaçan eğitimli kesimden oluşan büyük bir kitleyi kendine çekmektedir.[8] Doğrudan veya dolaylı olarak bir milyondan fazla insanın geçimini sağladığı bu maden alanları, etraflarında gıda satıcıları, ekipman tamircileri ve taşıyıcıların da bulunduğu karmaşık mikro-ekonomilere evrilmiştir. Ancak bu yerel hayatta kalma ekonomisi, aynı zamanda çıkarılan altının yasa dışı yollarla Dubai gibi küresel finans merkezlerine aktarıldığı çok uluslu bir kaçakçılık ağının da başlangıç noktasını oluşturmaktadır.[9] Gelişen bu yoğun ve denetimsiz ekonomik zemin, silahlı devlet dışı aktörlerin bölgeye sızarak madenleri terör finansmanı için kullanmalarına uygun bir altyapı sunmuştur.
2) Silahlı Grupların Maden Alanlarına Sızması
Devlet otoritesinin zayıfladığı ve kayıt dışı ekonominin hızla büyüdüğü bu kurumsal boşluk, JNIM ve EIGS gibi silahlı devlet dışı aktörler tarafından hızla doldurulmuştur. Bu grupların maden alanlarındaki varlığı, basit bir finansal fırsatçılıktan öte, baskı ve korkutmaya dayalı stratejik bir sosyal ve bölgesel kontrol, diğer bir deyişle "isyancı yönetişimi" mekanizmasıdır.[10] Silahlı örgütler, maden sahalarını geleneksel bir askeri işgalden ziyade; lojistik yolları, gıda, yakıt ve patlayıcı tedarik ağlarını kontrol ettikleri hareketli bir kuşatma stratejisiyle yönetmektedir. Bu asimetrik güç gösterisi, sivilleri potansiyel bir abluka veya cezalandırıcı saldırı tehdidi altında tutarak doğrudan itaat etmeye zorlamaktadır. Örgütlerin, Mali'nin altın üretiminin %77'sini oluşturan Kayes bölgesi gibi stratejik alanlara genişleme çabaları, sadece devasa finansal gelirler elde etmeyi değil, aynı zamanda komşu ülkelere uzanan uluslararası kaçakçılık ağlarını kontrol etmeyi amaçlamaktadır.[11]
Silahlı grupların en temel finansman yöntemi, sundukları “koruma” ve "hızlı adalet" hizmetleri karşılığında topladıkları düzenli vergilerdir. Maden alanlarındaki günlük anlaşmazlıkları kendi atadıkları kadılar aracılığıyla ve katı dini kurallarla çözen örgütler, tahsil ettikleri bu vergileri "zekât" adı altında meşrulaştırmaktadır.[12] Gerçekte sistematik bir haraç ve geçiş ücreti işlevi gören bu sistem sayesinde madenciler, eşkıyalara karşı güvenlik sağlama bedeli olarak cihatçı örgütleri finanse etmek zorunda bırakılmaktadır.
Bu yapıların temel motivasyonunun ideolojiden ziyade ekonomik pragmatizm olduğu, sahadaki uygulamalarında görülmektedir. Örgütler bir yandan ahlaki gerekçelerle alkol ve kumarı yasaklarken, diğer yandan altın üretimini ve dolayısıyla kendi kârlarını maksimize etmek için siyanür ve cıva gibi zehirli kimyasalların kullanımına bilerek göz yummaktadır. Hatta üretimi artırmak amacıyla yeraltı galerilerinde çocuk işçiliği ve zorla çalıştırma gibi ağır insan hakları ihlallerine başvurdukları raporlanmaktadır. Buna ek olarak, savaşçılar yerel ve nüfuzlu ailelerin kızlarıyla zorla evlenerek sosyal dokuya entegre olmakta ve sivil halkı bir kalkan olarak kullanmaktadır. Sivillerin bu gruplarla kurduğu ilişki ideolojik bir destekten ziyade, böyle bir ortamda hayatta kalabilmek ve altın gelirlerine erişimi sürdürebilmek için geliştirilmiş pragmatik bir uyum ve çaresizlik stratejisidir.
3) Devletin Güvenlikleştirme Politikaları
Mali hükümeti, kayıt dışı altın madenciliğini ulusal bir güvenlik tehdidi görerek sektöre yönelik “güvenlikleştirme” politikaları devreye sokmuştur. Bu yaklaşımın merkezinde, yasa dışı madencilikle mücadele için kurulan özel askeri birlikler ve maden alanlarının zorla boşaltılması operasyonları yer almaktadır. Devlet güçleri, terörün finansmanını kesmek amacıyla sivillerin su pompaları, jeneratörleri ve metal dedektörleri gibi hayati üretim araçlarını sistematik olarak tahrip etmektedir. Fiziksel müdahalelere ek olarak lojistik izolasyon stratejisi benimsenmiş; geniş bölgelerde madenciler için hayati önem taşıyan motosiklet ve kamyonet kullanımı yasaklanmış, madenlere yönelik yakıt ve patlayıcı madde tedariki ağır denetim altına alınmıştır. Ayrıca 2023 Maden Kanunu ile kayıt dışı sektör tamamen kriminalize edilerek, güvenlik güçlerine terörle doğrudan bir bağlantı kanıtlanmasa dahi sahaları kapatma yetkisi verilmiştir.[13]
Terör ağlarını çökertmeyi hedefleyen bu politikaların sivil halk üzerindeki sosyo-ekonomik etkileri ise yıkıcıdır. Üretim araçlarının yok edilmesi ve ulaşımın engellenmesi, yerel halk tarafından terörle mücadeleden ziyade, geçim kaynaklarının ellerinden alındığı kolektif bir cezalandırma olarak algılanmaktadır. Güvenlik güçlerinin uzak bölgelerdeki denetimsizlikten faydalanarak sahada uyguladığı keyfi tutuklamalar, orantısız güç ve haraç toplama gibi ihlaller, merkez ile çevre arasındaki tarihsel güvensizliği derinleştirerek devletin yerel meşruiyetini sarsabilmektedir.
Bu tek boyutlu güvenlik stratejisinin çok yönlü analiz edildiğinde ortaya çıkan istenmeyen sonucu, yok edilmek istenen silahlı grupların bölgesel gücünü pekiştirmesidir. Devletin ekonomik alternatif, tarımsal sübvansiyon veya istihdam projesi sunmadan hayatta kalma ekonomisini yok etmesi, binlerce aileyi maddi bir kırılganlığın içine itebilir. Silahlı gruplar bu maddi çaresizliği kendi lehlerine kullanarak, alternatif bir işveren ve düzen sağlayıcı olarak öne çıkmaktadır. Geçim kaynakları ellerinden alınan binlerce sivil; dini veya ideolojik bir radikalleşme yaşadıkları için değil, pragmatik ekonomik mecburiyetler nedeniyle devlet kontrolü dışındaki izole maden alanlarına göç etmekte ve hayatta kalabilmek için isyancıların kurallarına ve vergi sistemine boyun eğmek zorunda kalmaktadır.[14]
Sonuç
Sonuç olarak, Mali'nin periferik bölgelerinde yaşanan kayıt dışı altın madenciliği krizi, çok boyutlu bir sosyo-ekonomik gerçekliği yansıtmaktadır. Bu sektör, bir yandan tarım ve hayvancılığı çökmüş yerel halkın en temel hayatta kalma mücadelesinin merkezinde yer alırken, diğer yandan otorite boşluğundan faydalanan devlet dışı silahlı terör örgütlerinin kritik can damarı haline gelmiştir. Analiz boyunca incelenen bulgular, terörizmin finansman ağlarını kesmek amacıyla devlet tarafından uygulanan ve yalnızca askeri güce dayanan güvenlikleştirme politikalarının kendi içinde çelişkiler barındırdığını göstermektedir. Devletin, halka ekonomik alternatif sunmadan maden sahalarını kapatması, lojistik ambargolar uygulaması ve üretim araçlarını tahrip etmesi, kırsal yoksulluğu daha da derinleştirmektedir. Bu tek yönlü yaklaşım, sivil halkı ekonomik çaresizlik güdüsüyle hareket etmeye ve silahlı grupların maden alanlarında kurduğu alternatif isyancı düzene sığınmaya mecbur bırakabilir. Dolayısıyla, Mali'de terörün finansmanıyla kalıcı ve etkili bir mücadelenin yolu salt cezalandırıcı askeri operasyonlardan geçmemektedir. Ulusal güvenliğin ve toplumsal barışın sağlanması ancak devletin bu bölgelerde sivil kamu hizmetlerini yeniden tesis etmesi, kayıt dışı sektörü yasal güvencelerle dönüştürmesi ve halka sürdürülebilir sosyo-ekonomik alternatifler sunmasıyla mümkün olacaktır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1] Raffinot, M. (2025). Jean-Pierre Olivier de Sardan, L'enchevêtrement des crises au Sahel, Niger, Mali, Burkina Faso, Karthala, Collection Disputatio, 2023. Afrique contemporaine, 353-360.
[2] International Crisis Group. (2019). Reprendre en main la ruée vers l'or au Sahel central (Report N°282). Dakar/Bruxelles: International Crisis Group.
[3] Peinado, B. (2025). The gold of the Sahel: Convergence between Economics, organized crime, and terrorism. Universidad de Navarra.
[4] Mampilly, Z. C. (2011). Rebel Rulers: Insurgent Governance and Civilian Life during War. Ithaca, New York: Cornell University Press.
[5] World Bank. (2023). Poverty & Equity Brief Africa Western & Central Mali. Washington, D.C.: World Bank.
[6] Institut National de la Statistique et AFRISTAT. (2017). Enquête Régionale Intégrée sur l'Emploi et le Secteur Informel (ERI-ESI). Bamako: Institut National de la Statistique et AFRISTAT.
[7] Guichaoua, Y., & Pellerin, M. (2017). Faire la Paix et Construire L'État: Les Relations Entre Pouvoir Central et Périphéries Sahéliennes au Niger et au Mali. Étude de l'Institut de recherche stratégique de l'École militaire
[8] Diallo, B., Dembelé, A. d., & Kanté, P. O. (2015). Les caractéristiques et déterminants de l'emploi informel au Mali. Bamako: Observatoire National de l'Emploi et Formation (ONEF).
[9] Abderrahmane, A. (2021). Cross-border smuggling / Mali: West Africa's hub for illegal gold trade with Dubai. ENACT Africa.
[10] Mampilly, Rebel Rulers.
[11] Koné, F. R. (2021). How Western Mali could become a gold mine for terrorists. Institute for Security Studies.
[12] Guichaoua, Y., & Bouhlel, F. (2026). Jihadist taxation and order-making in Mali and Niger. Helsinki: UNU-WIDER.
[13] Portant Code Minier En Republique Du Mali, Loi n°2023-040. (2023).
[14] United Nations Development Programme. (2023). Journey to Extremism in Africa: Pathways to Recruitment and Disengagement. New York City.



