
Pekin’de Büyük Satranç: Trump ve Putin’in Tarihi Ziyaretleri
Diplomasinin Yeni Ağırlık Merkezi Olarak Pekin
2026 yılının Mayıs ayı, küresel jeopolitiğin ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını gösteren önemli bir kesit olarak kayıtlara geçmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Pekin, sadece bir hafta içerisinde dünyanın en büyük nükleer ve ekonomik güçlerinin liderlerini ağırlayarak kilit merkezi haline gelmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihlerindeki devlet ziyareti ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 19-20 Mayıs tarihlerindeki gelişi arasındaki dört günlük kısa ara, tesadüfi bir takvim çakışması değil; Pekin’in Washington ve Moskova üzerindeki stratejik kaldıracını gösteren önemli bir diplomatik göstergedir.
Bu trafik, özellikle Orta Doğu’da yaşanan ve küresel enerji piyasalarını sarsan İran Savaşı’nın ardından gerçekleşmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir. Başkan Donald Trump’ın Orta Doğu’dan çekilme kararına rağmen, İsrail ile İran’a saldırması, bu nedenle ABD’nin askeri kaynaklarını Orta Doğu’ya kaydırmak zorunda kalması, Pekin’e hem Trump hem de Putin ile yürüttüğü pazarlıklarda bir manevra alanı sağlamıştır. Çin, bir yandan ABD ile ekonomik bir ateşkes kurgularken, diğer yandan Rusya ile stratejik iş birliğini güçlendirmekte ve sürdürmekte kararlı olduğunu göstermektedir.
Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde gerçekleştirdiği Pekin ziyareti, 2017’deki gösterişli ama sonuçsuz kalan ziyaret formatının ötesine geçerek, ‘yapıcı stratejik istikrar’ kavramı üzerine inşa edilmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping, görüşmelerin açılışında küresel durumun "yüzyılda bir görülecek bir dönüşümden geçtiğini ve ‘Thucydides Tuzağı’ndan kaçınmak için yeni bir ilişki paradigmasının şart olduğunu vurgulamıştır. Trump’ın Xi’ye yönelik ‘büyük lider’ ve ‘dostluk’ vurguları, Amerikan pragmatizminin Çin’in artan gücünü bir rakipten ziyade yönetilmesi gereken bir ortak olarak kabul ettiğini göstermektedir.
Görüşmede İran Savaşı’nın küresel enerji arzına etkileri önemli konular arasındaydı. Donald Trump, Şi Cinping'in boğazda herhangi bir vergi ya da harç alınması sistemine kesinlikle karşı olduğunu kendisine ilettiğini söyledi. ABD bu konuda tam bir mutabakat olduğunu söylese de Çin'in kendi resmi bildirisinde bu geçiş ücreti konusuna hiç değinmemesi dikkat çekti. Bir diğer kritik nokta da Çin’in enerji portföyünü çeşitlendirmek amacıyla ABD’den petrol satın almaya yönelik niyet beyanında bulunmuş olmasıydı.
Xi Jinping, Trump ile görüşmesinde sert kırmızı bir çizgi çizerek, ‘"Tayvan bağımsızlığı" ve Boğaz arası barış, ateş ve su kadar uzlaşmazdır.’ Şeklinde Tayvan konusunu net bir şekilde ifade etmiştir. Trump ise ziyaret sonrası verdiği röportajda, Tayvan’ın bağımsızlığına destek vermeyeceklerini belirterek statükocu bir pozisyona çekilmiştir.[1]
Ziyaretin en dikkat çekici unsurlarından biri, Trump’ın heyetindeki isimlerin taşıdığı jeopolitik ağırlıktır. Heyette yer alan bazı kilit isimler şunlardır:
Marco Rubio (Dışişleri Bakanı): Çin tarafından daha önce iki kez yaptırım uygulanmış olan Rubio’nun heyette yer alması büyük yankı uyandırdı. Rubio’nun Pekin’de kabul görmesi Çin’in diplomatik pragmatizminin zirvesini temsil ettiği şeklinde değerlendirilebilir.
Pete Hegseth (Savaş Bakanı): Hegseth, bir ABD Başkanı’na Çin devlet ziyaretinde eşlik eden ilk savunma bakanı yeni adıyla savaş bakanı olarak tarihe geçmiştir. Bu durum, askeri iletişim kanallarının en üst düzeyde açık tutulması iradesini göstermektedir.
Teknoloji ve Sermaye Devleri: Elon Musk (Tesla/SpaceX) ve Tim Cook (Apple) gibi isimlerin yanı sıra, son dakikada Alaska’da Air Force One’a binen Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın varlığı, teknoloji diplomasisinin merkezde olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca Larry Fink (BlackRock) ve Stephen Schwarzman (Blackstone) gibi finans devleri de heyetteki yerini almıştır.
Ticaret ve Teknoloji: 2026 Anlaşmalarının Anatomisi
Ziyaretin ekonomik çıktıları, adil ve karşılıklılık esasına dayalı devasa ticaret paketlerini içermektedir. En dikkat çekici gelişme, ABD Ticaret Bakanlığı’nın aralarında Alibaba, Tencent ve ByteDance’in de bulunduğu 10 Çinli teknoloji devine Nvidia H200 çiplerinin satışı için onay vermesidir. Bu, teknolojik ayrışma yerine kontrollü entegrasyon döneminin başladığının işaretidir.
Stratejik Kazanımlar: ABD vs. Çin
Havacılık ABD’nin Kazanımları: 2017 yılından sonraki ilk alım olma özelliğini taşıyan, 200 adet Boeing uçağı siparişi alınmıştır. Çin’in Kazanımları: Ülkenin havacılık filosunun modernizasyonu sağlanmış ve tedarik güvenliği güvence altına alınmıştır.
Teknolojik Erişim ABD’nin Kazanımları: Çin'deki 10 dev firmaya, Nvidia H200 çiplerinin kontrollü satış onayı verilmiştir. Çin’in Kazanımları: Dünyanın en ileri seviye yapay zekâ (AI) çiplerine yasal olarak erişim hakkı kazanılmıştır.
Tarım & Hayvancılık ABD’nin Kazanımları: 2026-2028 yılları arasında yıllık 17 milyar dolarlık ek alım taahhüdü alınmış ve 400 Amerikan tesisi için sığır eti ihracat onayı sağlanmıştır. Çin’in Kazanımları: Ülkenin gıda arz güvenliği korunmuş ve halkın protein tedariği garanti altına alınmıştır.
Kurumsal Yapı ABD’nin Kazanımları: İki ülke arasında "U.S.-China Board of Trade" (ABD-Çin Ticaret Kurulu) ve "Board of Investment" (Yatırım Kurulu) adında yeni kurumsal yapılar tesis edilmiştir. Çin’in Kazanımları: ABD ile olan ekonomik ilişkilerde kurumsal, kurallı ve öngörülebilir bir diyalog zemini elde edilmiştir.
Kritik Mineraller ABD’nin Kazanımları: Sanayi ve teknoloji için kritik önemdeki itriyum, skandiyum, neodimyum ve indiyum elementlerine erişim garantisi sağlanmıştır. Çin’in Kazanımları: Küresel ölçekteki nadir toprak elementleri teknolojisinde sahip olunan pazar hakimiyeti korunmuştur.
Arka Arkaya Ziyaretlerin Koreografisi: Trump vs. Putin
Pekin yönetimi, Trump ve Putin ziyaretlerinde protokoldeki ince farklar Çin’in hiyerarşik mesajlarını ortaya koymuştur. İlk olarak havalimanı protokolü dikkat çekmektedir. Trump, havalimanında sembolik bir görev olan Başkan Yardımcısı Han Zheng tarafından karşılanırken; Putin, Çin’in dış politika mimarı ve Politbüro üyesi olan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi tarafından karşılanmıştır. Bu, Moskova’nın müttefik statüsünün, Washington’ın rakip ortak statüsünden üstün olduğunun sessiz bir teyidi oldu.
Trump’ın karşılanmasında 300 öğrencinin bayrak sallaması, askeri bandonun 6 Amerikan ve 6 Çince eser çalması bir gösteri diplomasisi iken; Putin ile görüşmede Xi’nin Putin’e ‘my long-time friend’ şeklinde hitap ederek dostluklarına uzun süreç vurgusu yapması; Putin’in ‘Bir gün ayrı olmak üç sonbahar geçmiş gibi olur.’ şeklindeki Çince atasözüne atıf yapması görüşmeye duygusal bir derinlik katmıştır.[2]
Rusya’nın Pekin Hamlesi ve "Altın Kubbe"ye Ortak Tepki
Putin’in 19-20 Mayıs tarihlerindeki ziyareti, Rusya-Çin İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25. yılına denk getirilmiştir.[3] Bu zirvede iki lider, uluslararası arenada ‘orman yasası’ yaklaşımını kınamış ve Trump’ın küresel savunma stratejisinin parçası olan Altın Kubbe füze savunma planına karşı ortak bir cephe almıştır. Yayınlanan deklarasyonda bu plan ve ABD’nin nükleer politikasını küresel stratejik istikrara yönelik ‘sorumsuz ve provokatif’ bir tehdit olarak tanımlanmıştır. [4]
ABD’nin mevcut füze savunma sistemleri ağırlıklı olarak Kuzey Kore veya İran gibi "öngörülemeyen devletlerden" gelebilecek sınırlı saldırılara göre tasarlanmıştı. Altın Kubbe ise stratejiyi kökten değiştiriyor. Altın Kubbe, tek bir füze bataryası değil; uzaydan karaya kadar uzanan çok katmanlı, birbirine entegre bir ağ mimarisidir. Çin ve Rusya gibi güçlerin devasa nükleer cephaneliklerini, hipersonik füzelerini ve seyir füzelerini etkisiz kılmayı hedefliyor. Sadece geleneksel balistik füzeleri değil; radara yakalanmayan modern seyir füzelerini, manevra yapabilen hipersonik silahları ve hatta dron sürülerini (İHA) durdurmak üzere kurgulanıyor. [5]
Sonuç olarak bakıldığında Mayıs 2026 zirveleri sonucunda Çin, hem ABD ile ekonomik istikrarı sağlayabilecek bir mekanizma kurmak için önemli adımlar atmış hem de Rusya’yı stratejik bir ortak kararlı bir şekilde konumlandırmıştır. Pekin’in bu başarısı, literatüre stratejik ağırlık kapasitesinin kanıtı olarak geçmiştir.
[1] President Xi Jinping Holds Talks with U.S. President Donald J. Trump, https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/xw/zyxw/202605/t20260514_11910330.html , Son Erişim Tarihi 24.05.2026 ; China & Taiwan Update, May 22, 2026, https://understandingwar.org/research/china-taiwan/china-taiwan-update-may-22-2026/ , Son Erişim Tarihi 24.05.2026
[2] Xi, Putin agree to extend treaty, https://www.chinadailyasia.com/hk/article/633834 , Son Erişim Tarihi 24.05.2026; Conversation with President of China Xi Jinping, http://en.kremlin.ru/events/president/transcripts/79783 , Son Erişim Tarihi 24.05.2026
[3] Press statements following Russia-China talks, http://en.kremlin.ru/events/president/news/79787 , Son Erişim Tarihi 24.05.2026
[4] Putin and Xi scold Trump over ‘Golden Dome’ missile shield plan, https://www.independent.co.uk/bulletin/news/golden-dome-putin-xi-trump-b2980564.html , Son Erişim Tarihi 24.05.2026; Xi, Putin unite in criticism of Trump and the US on nuclear, security issues, https://www.taipeitimes.com/News/front/archives/2026/05/21/2003857702 , Son Erişim Tarihi 24.05.2026
[5] Golden Dome is the missile defense the US needs, https://www.atlanticcouncil.org/in-depth-research-reports/issue-brief/golden-dome-is-the-missile-defense-the-us-needs/ , Son Erişim Tarihi 24.05.2026
İlgili Yayınlar

Jeopolitik Kırılmalar ve Stratejik Dönüşüm: Almanya ve Japonya’nın Vesayet Altındaki "Sivil Güç" Kimliğinden "Aktif Caydırıcılığa" Evrimi
Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı’nın mağlup aktörleri olan Almanya ve Japonya’nın 1945 sonrası güvenlik paradigmalarını ve güncel stratejik dönüşümlerini karşılaştırmalı bir perspektifle analiz etmektedir. Uzun süre "Sivil Güç" (Civilian Power) ve "Ticari Devlet" (Trading State) kuramsal çerçeveleriyle açıklanan pasifist dış politika kimliklerinin; Çin’in revizyonist güç projeksiyonu ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi sistemik şoklar neticesinde nasıl bir "Neorealist Dengeleme" sürecine evrildiği tartışılmaktadır. Çalışma, literatürdeki yerleşik varsayımları sorunsallaştırarak; savunma bütçelerindeki artışın reel kapasiteye dönüşüm hızı, toplumsal pasifizmin kurumsal direnci ve müttefikler arası "silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık" ilişkileri üzerinden özgün bir analitik çerçeve sunmaktadır.

Moldova–Romanya Birleşme Planları ve Gagauzya Üzerinden Türkiye’ye Olası Etkileri

Mavi Vatan: Denizlerdeki İstikbalimiz
Barbaros Hayrettin Paşa’nın da dediği gibi: 'Denizlere hakim olan cihana hakim olur.’

