
Trump Döneminde ABD-İsrail İlişkileri: Stratejik Ortaklığın Dönüşümü
- KİKaya İpekçi
Giriş
Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki ilişkiler, uzun yıllardır Orta Doğu siyasetinin en önemli stratejik ortaklıklarından biri olarak kabul edilmektedir. İsrail'in 1948 yılında kurulmasının ardından başlayan diplomatik ilişkiler, zaman içerisinde askeri iş birliği, ekonomik destek ve ortak güvenlik anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Özellikle Soğuk Savaş döneminden itibaren ABD, İsrail'i bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olarak görmüş ve bu yaklaşım sonraki yönetimler tarafından da büyük ölçüde sürdürülmüştür.¹
Donald Trump'ın 2017 yılında ABD Başkanı olarak göreve başlaması ise iki ülke arasındaki ilişkiler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Trump yönetimi, önceki Amerikan yönetimlerinden farklı olarak İsrail'in güvenlik ve dış politika önceliklerini daha açık biçimde destekleyen kararlar almıştır. Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması, ABD Büyükelçiliği'nin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğinin tanınması ve İran Nükleer Anlaşması'ndan çekilme kararı bu dönemin en dikkat çeken gelişmeleri arasında yer almaktadır.²
Trump'ın 2025 yılında yeniden göreve gelmesiyle birlikte ise Gazze'de devam eden çatışmalar, İran ile artan gerilim ve bölgesel güç rekabeti, ABD-İsrail ilişkilerini yeniden uluslararası siyasetin merkezine taşımıştır. Bu gelişmeler, Trump döneminin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Orta Doğu'nun genel güvenlik mimarisini de etkileyen bir süreç olduğunu göstermektedir.
Bu analizin temel argümanı, Trump döneminde ABD-İsrail ilişkilerinin yeni bir ittifak kurulmasından ziyade mevcut stratejik ortaklığın daha görünür, daha kapsamlı ve daha kararlı bir şekilde uygulanmasıyla farklı bir boyut kazandığıdır. Bu doğrultuda çalışmada öncelikle Trump öncesindeki ilişkilerin kısa bir değerlendirmesi yapılacak, ardından Trump döneminde uygulanan politikalar ve bu politikaların bölgesel etkileri analiz edilecektir.
Trump Öncesinde ABD-İsrail İlişkilerinin Genel Çerçevesi
ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin temeli, Başkan Harry Truman'ın İsrail'i 1948 yılında tanımasıyla atılmıştır. İlk yıllarda daha sınırlı düzeyde ilerleyen ilişkiler, özellikle 1967 Altı Gün Savaşı ve 1973 Yom Kippur Savaşı sonrasında hızla gelişmiştir. Bu süreçte Washington yönetimi, İsrail'i Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu'daki etkisine karşı önemli bir stratejik ortak olarak değerlendirmiştir.³
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra da iki ülke arasındaki iş birliği devam etmiş; savunma sanayii, istihbarat paylaşımı, füze savunma sistemleri ve terörle mücadele alanlarında kapsamlı ortaklıklar kurulmuştur. ABD, her yıl milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlayarak İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünü korumasına destek vermiştir. Bu durum, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın en önemli göstergelerinden biri olmuştur.⁴
Bununla birlikte her Amerikan yönetimi İsrail'e aynı yaklaşımı benimsememiştir. Barack Obama döneminde Filistin-İsrail barış sürecinin yeniden canlandırılması hedeflenmiş, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi eleştirilmiş ve iki devletli çözümün desteklenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ise İsrail tarafından ciddi bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmiştir. Dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını savunarak Washington yönetimine açık eleştiriler yöneltmiştir.⁵
Trump'ın göreve başlamasıyla birlikte ise bu yaklaşım önemli ölçüde değişmiştir. Yeni yönetim, İsrail'in güvenlik kaygılarını dış politikasının merkezine yerleştirmiş ve Obama döneminde yaşanan görüş ayrılıklarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle Trump dönemi, ABD-İsrail ilişkilerinde yalnızca yönetim değişikliği değil, aynı zamanda önceliklerin yeniden tanımlandığı bir dönem olarak değerlendirilebilir.
Trump'ın Dış Politika Yaklaşımı ve ABD-İsrail İlişkilerinin Dönüşümü
Donald Trump'ın göreve gelmesiyle birlikte ABD dış politikasında belirgin bir yön değişikliği yaşanmıştır. Trump, seçim kampanyasından itibaren benimsediği "America First" (Önce Amerika) anlayışını dış politikaya da yansıtmış ve ABD'nin uluslararası ilişkilerini ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi hedeflemiştir. Bu yaklaşım, çok taraflı diplomasi yerine ikili ilişkileri ön plana çıkarırken, ABD'nin müttefiklerinden daha fazla katkı bekleyen ve uluslararası anlaşmalara karşı daha temkinli bir politika izlenmesini öngörmüştür.⁶ Bu değişim, Orta Doğu politikalarında da kendisini göstermiş ve İsrail ile ilişkiler Trump yönetiminin öncelikli başlıklarından biri hâline gelmiştir.
Trump yönetiminin İsrail'e verdiği güçlü desteğin yalnızca güvenlik kaygılarıyla açıklanması eksik kalacaktır. Bu politikanın şekillenmesinde ABD iç siyasetinin de önemli bir etkisi olmuştur. Cumhuriyetçi Parti'nin İsrail'e yönelik geleneksel desteği, Evanjelik seçmenlerin İsrail konusundaki hassasiyetleri ve Trump'ın danışmanı Jared Kushner'in Orta Doğu politikalarındaki rolü, Washington'un İsrail'e yaklaşımını etkileyen başlıca unsurlar arasında yer almıştır.⁷ Ayrıca Trump ile dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında kurulan yakın siyasi ilişki, iki ülke arasındaki diplomatik uyumu güçlendirmiştir. Bu durum, önceki yönetimlerde zaman zaman görülen görüş ayrılıklarının büyük ölçüde ortadan kalkmasını sağlamıştır.
Trump yönetiminin attığı ilk önemli adımlardan biri, Aralık 2017'de Kudüs'ü resmen İsrail'in başkenti olarak tanıması olmuştur. Uzun yıllar boyunca ABD yönetimleri, Kudüs'ün statüsünün İsrail ile Filistin arasında yürütülecek müzakereler sonucunda belirlenmesi gerektiğini savunmuştu. Trump ise bu yaklaşımı değiştirerek Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve bu kararın ABD'nin uzun süredir kabul ettiği bir gerçeğin resmî olarak ilan edilmesi olduğunu ifade etmiştir.⁸
Bu kararın ardından 2018 yılında ABD Büyükelçiliği Tel Aviv'den Kudüs'e taşınmıştır. İsrail yönetimi bu gelişmeyi tarihi bir diplomatik başarı olarak değerlendirirken, Filistin yönetimi ve birçok ülke uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle karara tepki göstermiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan oylamada da ABD'nin bu adımına karşı çıkan ülkelerin sayısı oldukça fazla olmuştur.⁹ Bu gelişme, Trump yönetiminin uluslararası toplumun genel yaklaşımından farklı bir politika izlemeye hazır olduğunu göstermiştir.
Trump döneminde dikkat çeken bir diğer karar ise Mart 2019'da ABD'nin Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıması olmuştur. 1967 Altı Gün Savaşı sırasında İsrail tarafından ele geçirilen Golan Tepeleri, uluslararası hukuk açısından Suriye toprağı olarak kabul edilmektedir. Buna rağmen Washington yönetimi, İsrail'in güvenlik gerekçelerini öne sürerek bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanımıştır.¹⁰ Bu karar, İsrail açısından önemli bir diplomatik kazanım olsa da uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından desteklenmemiştir.
Trump yönetiminin İsrail politikasını en fazla etkileyen konulardan biri ise İran olmuştur. Barack Obama döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) İran'ın nükleer programını tamamen sınırlandırmadığını savunan Trump, 2018 yılında ABD'nin anlaşmadan çekildiğini açıklamış ve İran'a yönelik ekonomik yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştur.¹¹ İsrail uzun süredir bu anlaşmaya karşı çıkıyor ve İran'ın bölgedeki faaliyetlerinin daha sert yöntemlerle sınırlandırılması gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle Trump'ın kararı, Tel Aviv yönetimi tarafından olumlu karşılanmıştır.
Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Trump döneminde ABD-İsrail ilişkilerinin sadece mevcut iş birliğini sürdürmediği, aynı zamanda daha güçlü bir siyasi ortaklığa dönüştüğü görülmektedir. Önceki Amerikan yönetimleri İsrail'e destek vermeye devam etmiş olsa da Trump yönetimi, tartışmalı konularda dahi İsrail'in tezlerini açık biçimde desteklemiştir. Bu durum iki ülke arasındaki güveni artırırken, ABD'nin Orta Doğu politikasında da belirgin bir yön değişikliğine işaret etmiştir.
Abraham Anlaşmaları, İkinci Trump Dönemi ve Bölgesel Etkiler
Trump yönetiminin Orta Doğu politikasındaki en önemli diplomatik girişimlerden biri Abraham Anlaşmaları olmuştur. 2020 yılında ABD'nin arabuluculuğunda imzalanan bu anlaşmalarla Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, daha sonra ise Fas ve Sudan, İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmuştur. Bu gelişme, uzun yıllardır Arap ülkelerinin büyük bölümünün benimsediği "Filistin sorunu çözülmeden İsrail ile normalleşme olmaz" yaklaşımında önemli bir değişime işaret etmiştir.¹²
Trump yönetimi bu anlaşmaları Orta Doğu'da barışın başlangıcı olarak değerlendirmiştir. Gerçekten de anlaşmalar sayesinde İsrail, bazı Arap ülkeleriyle diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında yeni iş birlikleri geliştirme fırsatı yakalamıştır. Bunun yanında Körfez ülkeleri de ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran'ın bölgedeki etkisini dengeleme amacıyla bu sürece olumlu yaklaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında Abraham Anlaşmaları, yalnızca İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de yeniden şekillendiren önemli bir diplomatik adım olmuştur.¹³
Bununla birlikte anlaşmaların bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Her ne kadar yeni diplomatik ilişkiler kurulmuş olsa da Filistin meselesi çözüme kavuşmamış, Gazze ve Batı Şeria'da yaşanan sorunlar devam etmiştir. Bu nedenle bazı uzmanlar, Abraham Anlaşmaları'nın bölgesel normalleşmeye katkı sağladığını kabul etmekle birlikte, kalıcı barış için tek başına yeterli olmadığını savunmaktadır. Nitekim sonraki yıllarda Gazze'de yaşanan çatışmalar, bölgedeki temel sorunların devam ettiğini göstermiştir.¹⁴
Trump'ın 2025 yılında yeniden başkanlık görevine başlamasıyla birlikte ABD-İsrail ilişkileri güvenlik ekseninde daha da önem kazanmıştır. Gazze'de devam eden çatışmalar ve İran ile yaşanan gerilimler nedeniyle Washington yönetimi, İsrail'e yönelik askerî ve diplomatik desteğini sürdürmüştür. Aynı zamanda Trump yönetimi, Abraham Anlaşmaları'nı genişleterek Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer bölge ülkelerinin de bu sürece katılmasını hedeflediğini açıklamıştır. Bu durum, Trump'ın ikinci döneminde de İsrail'in bölgesel entegrasyonunu ABD dış politikasının temel hedeflerinden biri olarak gördüğünü göstermektedir.¹⁵
Ancak ikinci Trump döneminde dikkat çeken bir diğer gelişme, İsrail'in Gazze'deki askerî operasyonları nedeniyle ABD içinde yaşanan tartışmalar olmuştur. Cumhuriyetçi Parti büyük ölçüde İsrail'e verilen desteğin sürdürülmesini savunurken, Demokrat Parti içinde bazı siyasetçiler ve kamuoyu grupları, ABD'nin İsrail politikasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bu durum, İsrail konusunun yalnızca dış politika değil, aynı zamanda Amerikan iç siyasetinin de önemli tartışma başlıklarından biri hâline geldiğini göstermektedir.¹⁶
Trump yönetiminin İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürmesi de ABD-İsrail ilişkilerinin güvenlik boyutunu güçlendirmiştir. Washington ve Tel Aviv, İran'ın nükleer programı ile bölgedeki vekil güçlerini ortak güvenlik tehdidi olarak değerlendirmeye devam etmiştir. Bu nedenle iki ülke arasındaki istihbarat paylaşımı, füze savunma sistemleri ve askerî koordinasyon Trump'ın ikinci döneminde de stratejik ortaklığın temel unsurları olmayı sürdürmüştür. Son dönemde Trump ile Netanyahu arasında zaman zaman İran ve Gazze politikalarının yönetimi konusunda görüş ayrılıkları yaşansa da iki ülke arasındaki stratejik iş birliği devam etmiştir.¹⁷
Genel olarak değerlendirildiğinde Trump döneminde izlenen politikalar, ABD ile İsrail arasındaki ilişkileri daha görünür ve daha kapsamlı bir stratejik ortaklığa dönüştürmüştür. Bununla birlikte bu politikalar, Filistin meselesinin çözümünü kolaylaştırmamış; aksine bölgedeki kutuplaşmayı derinleştiren yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Trump dönemini yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesi üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Aynı zamanda bu dönemin Orta Doğu'daki güç dengelerini, diplomatik ilişkileri ve güvenlik ortamını önemli ölçüde etkilediği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç
Trump dönemi, ABD-İsrail ilişkilerinin son yıllardaki en dikkat çekici dönemlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte Washington yönetimi, İsrail'e verdiği siyasi ve askerî desteği daha görünür hâle getirmiş; Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması, ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğinin tanınması ve İran'a yönelik sert yaptırım politikaları gibi kararlarla önceki Amerikan yönetimlerinden farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın yalnızca devam ettiğini değil, aynı zamanda daha güçlü bir siyasi zemine oturduğunu göstermiştir.
Trump yönetiminin Orta Doğu politikası, İsrail'in güvenliğini öncelikli hedeflerden biri olarak görmüş ve bu doğrultuda bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirmeye çalışmıştır. Abraham Anlaşmaları'nın imzalanması, bazı Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesini sağlamış ve bölgesel diplomasi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Ancak Filistin meselesinin çözülememesi ve Gazze'de yaşanan çatışmaların devam etmesi, bu diplomatik başarıların kalıcı bir barış ortamı oluşturmak için yeterli olmadığını göstermiştir.
Trump'ın ikinci başkanlık döneminde de ABD-İsrail ilişkileri güvenlik ekseninde önemini korumuştur. Gazze'deki çatışmalar, İran'ın bölgesel faaliyetleri ve büyük güçlerin Orta Doğu'daki rekabeti, iki ülke arasındaki stratejik iş birliğinin devam etmesine neden olmuştur. Bununla birlikte ABD içinde İsrail'e verilen desteğin kapsamı konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkması, gelecekte Washington'un Orta Doğu politikasında bazı değişikliklerin yaşanabileceğine de işaret etmektedir.
Bu çalışma kapsamında incelenen gelişmeler göstermektedir ki Trump döneminde ABD-İsrail ilişkilerinde tamamen yeni bir ittifak kurulmamış, ancak uzun yıllardır devam eden stratejik ortaklık daha açık, daha kararlı ve daha görünür bir şekilde uygulanmıştır. Bu durum İsrail'in güvenlik algısını güçlendirirken, Filistin sorununun çözümüne ilişkin diplomatik süreci zorlaştırmış ve İran ile yaşanan rekabeti daha da derinleştirmiştir. Dolayısıyla Trump'ın İsrail politikası, kısa vadede iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmiş olsa da uzun vadede Orta Doğu'daki istikrar açısından hem fırsatlar hem de yeni riskler ortaya çıkarmıştır.
Sonuç olarak Trump dönemi, yalnızca ABD ile İsrail arasındaki ikili ilişkiler açısından değil, Orta Doğu'nun siyasi dengeleri ve uluslararası güvenlik açısından da önemli sonuçlar doğuran bir dönem olmuştur. Önümüzdeki yıllarda ABD yönetimlerinin İsrail'e yönelik politikalarının nasıl şekilleneceği, Filistin sorununun geleceği, İran ile ilişkiler ve bölgesel güvenlik ortamı üzerinde belirleyici olmaya devam edecektir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynakça
1. Congressional Research Service, Israel: Background and U.S. Relations, CRS Report R44245 (Washington, DC: Congressional Research Service, 2025).
2. The White House, Statement by President Donald J. Trump on Jerusalem, 6 December 2017.
3. Dennis Ross, Doomed to Succeed: The U.S.-Israel Relationship from Truman to Obama (New York: Farrar, Straus and Giroux, 2015), 35-62.
4. Congressional Research Service, U.S. Foreign Aid to Israel (Washington, DC: Congressional Research Service, 2025).
5. Walter Russell Mead, The Arc of a Covenant: The United States, Israel, and the Fate of the Jewish People (New York: Alfred A. Knopf, 2022), 389-432.
6. The White House, National Security Strategy of the United States of America (Washington, DC: The White House, December 2017).
7. Walter Russell Mead, The Arc of a Covenant: The United States, Israel, and the Fate of the Jewish People (New York: Alfred A. Knopf, 2022), 433-450.
8. The White House, "Statement by President Donald J. Trump on Jerusalem," 6 December 2017.
9. Congressional Research Service, Jerusalem: The U.S. Embassy and Recognition of Israel's Capital (Washington, DC: Congressional Research Service, 2018).
10. Congressional Research Service, U.S. Recognition of Israeli Sovereignty over the Golan Heights (Washington, DC: Congressional Research Service, 2019).
11. Congressional Research Service, Iran Nuclear Agreement and U.S. Exit from the JCPOA (Washington, DC: Congressional Research Service, 2019).
12. Congressional Research Service, The Abraham Accords (Washington, DC: Congressional Research Service, 2021).
13. Council on Foreign Relations, The Abraham Accords, 2025.
14. Brookings Institution, The Abraham Accords and the Changing Middle East (Washington, DC: Brookings Institution, 2021).
15. Reuters, "Trump links Abraham Accords to any Iran deal," 25 Mayıs 2026.
16. Center for Strategic and International Studies (CSIS), U.S.-Israel Relations in the Trump Era (Washington, DC: CSIS, 2025).
17. Reuters, "Israel to allow international force into Gaza under Trump ceasefire plan," 26 Temmuz 2026.
Congressional Research Service. Iran Nuclear Agreement and U.S. Exit from the JCPOA. Washington, DC: Congressional Research Service, 2019.
Congressional Research Service. Israel: Background and U.S. Relations. Washington, DC: Congressional Research Service, 2025.
Congressional Research Service. Jerusalem: The U.S. Embassy and Recognition of Israel's Capital. Washington, DC: Congressional Research Service, 2018.
Congressional Research Service. The Abraham Accords. Washington, DC: Congressional Research Service, 2021.
Congressional Research Service. U.S. Foreign Aid to Israel. Washington, DC: Congressional Research Service, 2025.
Congressional Research Service. U.S. Recognition of Israeli Sovereignty over the Golan Heights. Washington, DC: Congressional Research Service, 2019.
Center for Strategic and International Studies (CSIS). U.S.-Israel Relations in the Trump Era. Washington, DC: CSIS, 2025.
Council on Foreign Relations. The Abraham Accords. New York: Council on Foreign Relations, 2025.
Mead, Walter Russell. The Arc of a Covenant: The United States, Israel, and the Fate of the Jewish People. New York: Alfred A. Knopf, 2022.
Ross, Dennis. Doomed to Succeed: The U.S.-Israel Relationship from Truman to Obama. New York: Farrar, Straus and Giroux, 2015.
The White House. National Security Strategy of the United States of America. Washington, DC: The White House, December 2017.
The White House. "Statement by President Donald J. Trump on Jerusalem." 6 December 2017.
Brookings Institution. The Abraham Accords and the Changing Middle East. Washington, DC: Brookings Institution, 2021.
Reuters. "Israel to Allow International Force into Gaza Under Trump Ceasefire Plan." 26 July 2026.
Reuters. "Trump Links Abraham Accords to Any Iran Deal." 25 May 2026.



