
Mavi Vatan: Denizlerdeki İstikbalimiz
Barbaros Hayrettin Paşa’nın da dediği gibi: 'Denizlere hakim olan cihana hakim olur.’
Tarihin en büyük olayları, savaşları, orduları, keşifleri ve ticareti denizler üzerinden olmuştur. Ülkelerin refah düzeyi, ekonomik gelişmesi, siyasi etkisi ve hatta bağımsızlığı denizlerdeki egemenliğine veya ablukasına karşılık paralel gelişmiştir.
Üç farklı coğrafyada imparatorluklar, devletler ve beylikler kurmuş olan Türkler, Osmanlı İmparatorluğu ile siyasal ve askeri anlamda zirveye çıktığı dönemi, donanması ile elde ettiği denizlerdeki mutlak gücüne borçludur. Bununla birlikte gerilemesi ve dağılmasını da yine denizlerdeki olumsuz gelişmeler belirlemiştir.
28 Eylül 1538’de günümüz Yunanistan’ın kuzey batısında yer alan Preveze’de kendisinden sayıca çok üstün Andria Doria komutasındaki Haçlı Donanmasını bozguna uğratan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 1572’ye kadar Akdeniz’in tek hakimi olmuştur. Yükselme döneminin Sultanları denizlerin ne kadar önemli olduğunu anlamışlardı. Zaman içinde yaşanan gelişmeler neticesinde Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz’de kalırken, Batılı Devletler yeni dünyaları sömürmek maksadıyla keşiflere başladı ve Osmanlılar için kaçınılmaz son denizler üzerinden geldi.
1799-1814 Napolyon Savaşlarının ardından Avrupalılar Türkleri Avrupa’dan sökmek için milliyetçilik akımını da arkasına alarak, Osmanlı içindeki azınlıkları kışkırtmaya yöneldiler. Antik çağlarda kaybolup giden Yunan şehir devletlerini yeniden tek vücut halinde “ulus devletmiş” gibi Mora Yarımadasında kurdular.
Belki de dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir durum ise Yunanistan’dır. Yunanistan, Balkan Harbi haricinde her savaşta Türklere karşı yenilmesine rağmen topraklarını üç kat genişleten dünyadaki tek ülkedir. Bu durumun ana nedeni ise dönemin Batılı güçlerinin her seferinde Yunanistan’ı öne sürüp desteklemelerinden kaynaklanmaktadır.
Günümüzde Adalar Denizinde ve Trakya’da komşumuz olan Yunanistan’ın sorunlu ve illegal şekilde kurulmasından bu yana sorunlar günümüze kadar devam etmektedir. Türk-Yunan sorunları başlıca “Kıta Sahanlığı ve Karasuları, 1923 Lozan-1947 Paris Antlaşmaları çerçevesinde Doğu Ege adalarının silahsızlandırılması, egemenliği devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların durumu, FIR Hattı, SAR ve Kıbrıs şeklindedir. Özellikle de Adalar Denizindeki durum iki ülkeyi 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra savaşın eşiğine getirmiştir.
2000’lerden bu yana siyasal anlamda aşırı söylemlerini Avrupa Birliği’ni (AB) de arkasına alarak Türkiye’nin hak ve çıkarlarını yok sayarak iki ülke arasında var olan sorunları hep yaptığı gibi uluslararası alana çekme niyetine dün olduğu gibi bugün de şahit oluyoruz.
Türkiye’nin barış ve diyalog için attığı her olumlu adımı bilinçli olarak geri çeviren Yunan tarafı Megali İdea hedeflerinden vazgeçmiş değildir. Bununla birlikte Yunan istihbaratının rüşvet ve teşvikleriyle 2000’lerin başında “Sevilla Haritası” başlığında Doğu Akdeniz’de en uzun sahillere sahip olan Türkiye, Akdeniz’de Antalya ve İskenderun Körfezlerine sıkıştırılmak istenmiştir. Yanlış olan bir diğer husus ise AB sözde Sevilla Haritasını resmen tanımasa da Yunanistan’a yıllardan bu yana vermiş olduğu koşulsuz destek kapsamında Türkiye’ye dolaylı olarak baskı yapmaktadır.
Bir diğer hukuksuz durum ise 1 Mayıs 2004 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye tam üyeliği konusudur. Kıbrıs Türklerine karşı yürütülen soykırım ve izolasyon politikaları resmen bu tarihte AB tarafından taçlandırılmıştır.
Üçüncü husus ise Doğu Akdeniz’de hiçbir kara bağı ve bağlantısı olmamasına rağmen Yunanistan’ın Türkiye’nin bölgedeki deniz yetki alanlarını yine Doğu Akdeniz’de hiçbir sahili olamayan Fransa, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya gibi devletleri arkasına alarak siyasal aymazlık yapmasıdır.
Dördüncü konu ise Yunanistan ada devleti olmadığı gibi ada devletiymiş gibi hareket ederek Adalar Denizindeki karasularını 12 mile çıkarmak istemektedir. Bu hayalci senaryoya bakıldığında Türkiye’nin bazı sahilleri bile işgal durumuna düşmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Yunanistan’ın siyasi hayal ve baskılarına boyun eğmediği gibi askeri, siyasi, hukuki ve bilimsel alanda karşı harekatını çoktan “Mavi Vatan” doktrini ile ortaya koymuştur. Mavi Vatan doktrini sadece Adalar Denizi ve Akdeniz ile sınırlı olmayıp iç denizimiz Marmara ve Karadeniz’i hatta bütün nehir, göl, gölet, çay, dere ve su yataklarımızı kapsamaktadır. Bunun da ötesinde Gök Vatan ve Anavatan ile iç içe geçen ayrılmaz ve sarsılamaz bir konsepttir.
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin bunun aksine bir doktrin geliştirmesi zaten bilimsel ve mantıklı bir durum değildir. Başarının ve azmin en büyük nedeni ise Yunanistan dahil diğer ülkelerin baskılarına karşı verilen dik duruş ve siyasal kararlılıktır. Daha da önemlisi Türk siyasal liderliğinin özellikle de “Millileştirme” kapsamında savunma sanayi, teknoloji ve ar-ge” çalışmalarına büyük destek vermesi yatmaktadır.
Yakın tarihe baktığımızda ise Türkiye’nin çevresinde birçok çatışma ve savaş meydana gelmiş hatta bazıları halen devam etmektedir. Bunlara rağmen Türkiye, devlet aklı, stratejik düşünme yeteneği, jeopolitiği doğru okuma, eskisi gibi bekle ve gör politikasının da ötesinde “izle, takip et, kurgula ve eyleme geç” politikası ise hem ülke içinde hem de ülke dışında ve hinterlandında büyük başarılar elde etmiş ve etmektedir. Balkanlar, Kafkasya, Afrika, Türkistan, Karadeniz, Orta Doğu başta olmak üzere çok daha uzak coğrafyalarda duruma göre yumuşak güç duruma göre de çelik iradesi ile sert gücünü doğru zamanda ve doğru yerde göstermiştir. Bütün bu saydıklarımız büyük bir titizlik ve koordinasyon ile yürütüldüğünde başarı da kaçınılmaz oluyor.
Toparlayacak olursak eğer, Mavi Vatan kapsamında icra edilen sondaj gemileri, deniz üstü ve altında inşa edilen Türk Donanması, İHA ve SİHA’larla elde edilen üstün başarılar ve savaş konseptinin değişmesi, elektronik harp, füze ve roket teknolojisinde makro atılımlar, kara unsurlarımızda da yaşanan muazzam gelişmeler Türkiye’yi üretim anlamında %80’lerin üstünde millileştirdiği gibi, karşı tepkileri de üzerine çekmeye başladı.
Bugünlerde konuşulan Mavi Vatan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısında hukuksal alanda yasalaşması büyük önem arz eden bir konu. Sadece devletin destek ve gücünü değil halkın da teveccühünü şimdiden kazanmış durumdadır.
Sonuç olarak, Yunanistan’ın haksız tutum ve söylemleri bu birliktelik ve bileşenler karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Barbaros Hayrettin Paşa’nın da dediği gibi: 'Denizlere hakim olan cihana hakim olur.’




