
Bir Liderin Portresi: Cemal Abdünnasır
- DADilan Akın
Cemal Abdünnasır, sömürge sonrası Arap siyasetinin en görünür simalarından biriydi. Bu portre onun yükselişini, rejim kuruculuğunu ve dış politika krizleri esnasında verdiği kararları “liderlik ve davranışsal karar alma analizi” açısından incelemeyi hedeflemektedir.
Giriş: Karar mantığı üzerinden Abdünnasır
Cemal Abdünnasır stratejik bir liderdir. Anti-emperyalizm, Arap birliği ve ulusal haysiyet gibi hedefleri; güç dengesi, ittifak ve doğru zamanlamayla birleştirmeye çalışmıştır [1]. Başarısı, ideolojik amaçlar ve dış koşullar birbirini tamamladığında; başarısızlığı ise kapalı karar çevresi bilgiye ulaşmasını ve doğru karar verme kabiliyetini kısıtladığında ortaya çıkmıştır.
Onu yalnızca 1956 Süveyş Krizi’ndeki siyasi zaferle veya 1967’deki askeri yenilgiyle tanımlamak, karar mantığındaki sürekliliği gözden kaçırır. Her iki olayda da mevcut şartları değiştirmeyi hedeflemiş; ancak 1956’da uluslararası güç ayrışmasını doğru okurken 1967’de İsrail’in hareket eşiğini ve kendi ordusunun kapasitesini yanlış değerlendirmiştir [2].
Devrimci subaydan liderliğe
15 Ocak 1918’de İskenderiye’de, posta memuru bir babanın oğlu olarak doğan Abdünnasır, öğrencilik döneminde Britanya’nın Mısır üzerindeki etkisine karşı düzenlenen gösterilere katıldı. 1937’de Kraliyet Askeri Akademisine kabul edilmesi, ona hem ordudaki sorunları yakından gözlemleme hem de ileride Hür Subaylar hareketini oluşturacak isimlerle ilişki kurma imkânı verdi [3]. 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında Felluce’de kuşatma altında kaldığında, Mısır askerlerinin yetersiz silah, ikmal ve koordinasyon sorunlarıyla karşılaştığını gördü. Bu deneyim, yenilginin sorumluluğunu yalnızca cephedeki komutanlara değil, ordunun ihtiyaçlarını karşılayamayan ve yolsuzlukla ilişkilendirilen Kral Faruk yönetimine yüklemesinde etkili oldu [3].
Abdünnasır’ın öncülüğünde kurulan Hür Subaylar, homojen bir ideolojik yapılanmaya sahip değildi. Milliyetçi, İslamcı ve sol eğilimli subayları bir araya getiren temel amaçlar; Kral Faruk’u devirmek, Britanya’nın askeri varlığına son vermek, ordudaki yolsuzluğu gidermek ve 1948 yenilgisinden sorumlu tutulan yönetimi değiştirmekti. Hür Subayların 23 Temmuz 1952’de gerçekleştirdiği darbe monarşinin sona ermesiyle sonuçlandı. Kıdemi ve kamuoyundaki tanınırlığı nedeniyle General Muhammed Necib hareketin görünen lideri olurken, Abdünnasır örgütün kurulmasını, üyeler arasındaki bağlantıyı ve darbenin hazırlanmasını sağlayan başlıca isimdi [4].
1954’te Abdünnasır ile Cumhurbaşkanı Muhammed Necib arasında, ordunun siyasetten çekilmesi ve yönetimin sivillere devredilmesi konusunda bir iktidar mücadelesi yaşandı. Abdünnasır’ın mücadeleyi kazanması ve Necib’in görevden uzaklaştırılarak ev hapsine alınması, Hür Subaylar içindeki liderlik rekabetini ortadan kaldırdı. Aynı yıl İskenderiye’de kendisine yönelik suikast girişiminden Müslüman Kardeşler’i sorumlu tutan Abdünnasır, örgütü yasakladı ve birçok sayıda üyesini tutuklattı. Siyasi partilerin kapatılması, basının devlet denetimine alınması ve yargı bağımsızlığının sınırlandırılmasıyla muhalefetin hükümeti eleştirebileceği, yöneticilerin kararlarını denetleyebileceği ve hataları kamuoyuna taşıyabileceği kanallar büyük ölçüde ortadan kalktı [5].
Buna karşılık toprak reformuyla büyük arazi sahiplerinin gücü sınırlandırıldı ve bir bölüm toprak küçük çiftçilere dağıtıldı. Kamu sanayisinin genişletilmesi yeni iş alanları yaratırken, ücretsiz eğitimin yaygınlaşması ve üniversite mezunlarına kamuda iş sağlanması özellikle alt ve orta sınıflara toplumsal yükselme imkânı sundu. Nasırcı düzen böylece vatandaşlara serbest siyasi örgütlenme ve yönetimi değiştirme hakkı tanımak yerine sosyal hizmet, ekonomik kalkınma ve yabancı etkisinden bağımsız bir devlet vadeden otoriter bir yönetim modeli kurdu [6].
Süveyş: Stratejik liderliğin en güçlü örneği
Nasır’ın stratejik liderliğinin en açık örneklerinden biri 1954-1956 dönemidir. 1954 anlaşmasıyla Britanya birliklerinin Süveyş Kanalı bölgesinden çekilmesini sağlayan takvimi müzakere etti [7]. 1955’te Bandung Konferansı’na katılarak bağlantısızlık politikasını güçlendirdi, Batı destekli Bağdat Paktı’na karşı çıktı ve Batılı devletlerden silah alamayınca Çekoslovakya üzerinden Sovyet silahlarına ulaştı. Buna rağmen Mısır’ı Sovyetler Birliği’nin denetimine sokacak kalıcı bir ittifaka girmedi. Temel amacı Mısır’ın bağımsızlığını korumak, yöntemi ise iki blok arasındaki rekabetten yararlanmaktı.
ABD ve Birleşik Krallık’ın Asvan Barajı için verdikleri finansman teklifini geri çekmesinin ardından, 26 Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı Şirketi’ni millileştirdi. Kanal gelirleri barajın yapımında kullanılacak, şirketin hissedarlarına tazminat ödenecek ve kanal Mısırlı personel tarafından işletilecekti. İsrail’in Sina’ya saldırması ve ardından Britanya ile Fransa’nın müdahalesi, bu kararı büyük bir riske dönüştürdü. Ancak ABD’nin ekonomik ve diplomatik baskısı, Birleşmiş Milletlerin ateşkes çağrıları ve Sovyetler Birliği’nin müdahale tehdidi saldırgan devletleri geri çekilmeye zorladı. Mısır ordusu savaş alanında yenilmesine rağmen kanalın denetimi Mısır’da kaldı ve Abdünnasır siyasi bir zafer kazandı [8].
Süveyş Krizi’nin siyasi bir başarıya dönüşmesinde Abdünnasır’ın Britanya ve Fransa’nın Mısır’a saldırabilecek askeri güce sahip olduğunu fakat ABD ve Sovyetler Birliği’nin karşı çıktığı, Birleşmiş Milletlerin onaylamadığı bir işgali uzun süre sürdüremeyeceklerini hesaplaması etkili oldu. Kanalın Mısır’ın denetiminde kalması, prestijini ülke sınırlarının ötesine taşıyarak onu sömürgeciliğe karşı mücadelenin bölgesel simgesi hâline getirdi. Anti-emperyalizm, Arap milliyetçiliği, devlet öncülüğünde sosyal adalet ve Mısır’ın Arap dünyasına liderlik etmesi Nasırcılığın temel bileşenleri hâline geldi [9]. Savtü’l-Arab radyosu bu fikirleri bölge genelinde yaydı; ancak bağımsız basının ve muhalefetin bastırılması iletişimi tek yönlü kıldı. Halk Abdünnasır’ın mesajlarını sürekli duyarken yönetimin hatalarını ortaya koyabilecek eleştiriler lidere düzenli ve doğrudan biçimde ulaşamıyordu [10].
Birlik idealinden Yemen ve ‘67 çıkmazına
1958’de Mısır ile Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmesi, Abdünnasır’ın Arap birliğinin lideri olma iddiasının ihtiyatlı dış politika hesaplarının önüne geçtiği önemli bir dönüm noktasıydı. Abdünnasır başlangıçta iki ülkenin farklı siyasal kurumlara, ekonomik yapılara ve askeri geleneklere sahip olması nedeniyle aşamalı bir federasyonu daha uygulanabilir buluyordu. Ancak Suriyeli siyasetçi ve subayların tam ve derhâl birleşme talebiyle Kahire’ye gelmesi, onu zor bir tercihle karşı karşıya bıraktı. Arap milliyetçiliğinin başlıca temsilcisi hâline gelmişken bu talebi reddetmesi, söylemiyle çelişmesine ve bölgesel itibarının zedelenmesine yol açabilirdi. Bu nedenle birleşmeyi kabul etti; fakat Suriye’deki siyasi partilerin kapatılmasını, ordunun siyasetten çekilmesini ve yürütme yetkisinin kendi başkanlığı altında merkezileştirilmesini şart koştu. Böylece Suriye’nin görece çoğulcu siyasal düzeninin yerini, kararların büyük ölçüde Kahire’de alındığı Mısır merkezli bir yönetim aldı. Suriyeli siyasetçilerin ve subayların karar alma süreçlerinden dışlanması, ekonomik politikaların yerel koşullar yeterince dikkate alınmadan uygulanması ve kilit görevlerde Mısırlı yöneticilerin ağırlık kazanması, Suriye’de birliğe yönelik desteği aşındırdı. Artan hoşnutsuzluk, Suriyeli subayların Eylül 1961’de gerçekleştirdiği darbeyle sonuçlandı ve Suriye’nin birlikten ayrılmasıyla Birleşik Arap Cumhuriyeti fiilen sona erdi [11].
1962’de Kuzey Yemen’de monarşiyi deviren cumhuriyetçi darbeye verilen destek, başlangıçta yeni yönetimi korumaya yönelik sınırlı bir askeri yardım olarak planlandı. Abdünnasır bu müdahaleyle Suudi Arabistan’ın bölgedeki nüfuzunu azaltmayı, Britanya yönetimindeki Aden’e yönelik baskıyı artırmayı ve Suriye’nin 1961’de birlikten ayrılmasının ardından Mısır’ın Arap dünyasındaki devrimci liderliğini yeniden güçlendirmeyi amaçlıyordu [12, 13]. Ancak Suudi Arabistan’ın devrik imamı destekleyen kraliyetçilere silah ve mali yardım sağlaması, Yemen’in dağlık arazisi ve kabileler arasında değişken ittifaklar çatışmayı uzattı. Cumhuriyetçi yönetimin Mısır desteği olmadan ayakta kalamayacağının anlaşılması üzerine Kahire daha fazla asker ve kaynak gönderdi. Geri çekilme Suudi Arabistan karşısında yenilgi ve Abdünnasır’ın bölgesel itibarının kaybı anlamına geleceği için müdahale sürdürüldü. Böylece başlangıçtaki stratejik hedefler ikinci plana düştü; harcanan kaynakları boşa çıkarmama ve yenilgiyi kabul etmeme isteği Mısır’ı maliyeti giderek artan bir savaşa bağladı [13].
Mayıs 1967’de Sovyetler Birliği, İsrail’in Suriye sınırına asker yığdığı yönünde yanlış bir istihbarat paylaşınca Abdünnasır Mısır birliklerini Sina’ya gönderdi. Ardından bölgedeki Birleşmiş Milletler Acil Durum Gücü’nün çekilmesini istedi ve 22 Mayıs’ta Tiran Boğazı’nı İsrail gemilerine kapattı [14]. Bu adımlarla İsrail’i caydırabileceğini ve Arap dünyasındaki liderliğini güçlendirebileceğini düşünüyordu. Ancak İsrail’in diplomatik baskılara rağmen önleyici saldırı düzenleyebileceğini hesaba katmadı. Ayrıca Mareşal Abdülhakim Amir’in yönetimindeki orduda yetkilerin belirsiz olması, komutanlar arasındaki koordinasyon eksikliği ve kararların gerçekçi olmayan istihbarata dayanması gibi sorunları yeterince değerlendirmedi. İsrail’in 5 Haziran’da başlattığı saldırıda Mısır uçaklarının büyük bölümü henüz havalanamadan imha edildi; kara birliklerinin düzensiz biçimde geri çekilmesiyle Sina Yarımadası birkaç gün içinde İsrail’in kontrolüne geçti [14].
Abdünnasır’ın 1967 kararı amaçsız veya dürtüsel değildi. Suriye’ye yönelik olası bir İsrail saldırısını önlemeyi, İsrail’i askeri güç gösterisiyle geri adım atmaya zorlamayı ve Mısır’ın Arap dünyasındaki liderliğini güçlendirmeyi amaçlıyordu [14, 15]. Ancak Mareşal Abdülhakim Amir’e bağlı komutanlar, ordunun eğitim, koordinasyon ve savaş hazırlığındaki eksiklikleri gizleyerek Abdünnasır’a gerçeği yansıtmayan raporlar sundu. Aynı zamanda Mısır radyosunda İsrail’e karşı verilen sert mesajlar, birliklerin Sina’dan çekilmesini veya Tiran Boğazı’nın yeniden açılmasını kamuoyu önünde bir yenilgi gibi gösterecek bir ortam yarattı. Abdünnasır, savaşa hazır görünerek İsrail’i caydırabileceğini ve çatışma başlamadan geri çekilebileceğini düşünüyordu. Fakat Tiran Boğazı’nın kapatılması İsrail tarafından savaş nedeni sayıldı; böylece Mısır’ın geri adım atabileceği diplomatik alan daraldı ve caydırma girişimi savaşı hızlandırdı.
Yenilgi sonrası uyum ve liderlik değerlendirmesi
1967 yenilgisi Abdünnasır’ı değişmeyen ve dış dünyadan kopuk bir çizgiye sürüklemedi. Amir’in ağı tasfiye edildi, ordu yeniden yapılandırıldı ve Yemen’den çekilme hızlandı. Hartum Zirvesi’nde daha önce karşı karşıya geldiği Suudi Arabistan gibi muhafazakâr devletlerle iş birliğine yöneldi; devrim ihraç etmek yerine Sina’yı geri almak önceliği oldu. Michael Barnett’in “yeni realizm” olarak adlandırdığı bu politika değişikliği, Abdünnasır’ın 1967 yenilgisinden sonra bölgesel liderlik anlayışını ideolojik yayılmadan devletler arası iş birliğine ve Mısır’ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlamaya kaydırdığını gösterir [16].
Yıpratma Savaşı ile İsrail’in Süveyş hattındaki maliyetini artırmaya çalışan Abdünnasır, askeri baskıyı diplomasiyle birlikte kullandı. 1970 yazında ABD Dışişleri Bakanı William Rogers’ın ateşkes ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde müzakere önerisini kabul etti; çatışmalar 7 Ağustos’ta durdu [17]. Bu karar ideolojik hedeflerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Anti-emperyalizm, Arap birliği ve sosyal adalet amaçları sabit kaldı; fakat Britanya’yla müzakere, bloklar arası denge, 1967 sonrası monarşilerle uzlaşma ve 1970 ateşkesi, bu hedeflere ulaşmak için kullandığı yöntemleri değişen güç dengelerine göre uyarlayabildiğini gösterdi.
Abdünnasır bu nedenle stratejik bir liderdir; çünkü Mısır’ın mevcut gücünü yalnızca korumaya değil, ülkesinin bölgesel etkisini artıracak yeni koşullar oluşturmaya çalışmış ve 1967 yenilgisinden sonra önceliklerini değiştirebilmiştir. Bununla birlikte ideolojik hedeflerini kendi itibarı ve Mısır’ın bölgesel konumuyla özdeşleştirdiği dönemlerde ideolojik lider özellikleri güçlenmiş ancak karar seçenekleri daralmıştır. Birleşik Arap Cumhuriyeti örneğinde, Arap birliğinin başlıca savunucusu olduğu için Suriye’nin birleşme talebini reddedememiştir. Yemen’de geri çekilmeyi Suudi Arabistan karşısında yenilgi saydığı için maliyeti artan müdahaleyi sürdürmüştür. 1967 krizinde ise Arap dünyasının lideri olma iddiası, Suriye’yi desteklemekten ve İsrail’e karşı verdiği askeri taahhütlerden geri dönmesini zorlaştırmıştır. Dolayısıyla Abdünnasır’ın ideolojisi ona uzun vadeli bir yön vermiş, ancak prestijini koruma zorunluluğuna dönüştüğünde stratejik esnekliğini sınırlandırmıştır.
Sonuç
Abdünnasır, Süveyş Kanalı’nı millileştirerek yabancıların denetimindeki stratejik bir kaynağı Mısır devletinin kontrolüne aldı. Ücretsiz eğitimin yaygınlaştırılması ve üniversite mezunlarına kamu sektöründe iş güvencesi sağlanması, özellikle alt ve orta sınıflara yükselme imkânı sundu. Ancak siyasi partilerin kapatılması, bağımsız basının sınırlandırılması ve yürütmeyi denetleyecek kurumların zayıflatılması, önemli kararların Abdünnasır ile çevresindeki dar bir kadro tarafından alınmasına neden oldu. Süveyş’in millileştirilmesinde gizliliği ve sürati mümkün kılan bu merkezi yapı, Yemen ve 1967 krizlerinde komutanların başarısızlıkları gizlemesini ve ordunun durumu hakkında yanıltıcı bilgiler vermesini kolaylaştırdı.
Bu nedenle Abdünnasır’ın başarıları ile yenilgileri aynı liderlik yapısının sonuçlarıdır. O ne yalnızca güç dengelerine göre hareket eden ihtiyatlı bir devlet adamı ne de koşulları dikkate almadan ideolojik hedeflerin peşinden giden bir liderdi. Arap birliği, bağımsızlık ve sosyal adalet gibi değerler hedeflerini belirlerken, bu hedeflere ulaşmak için kullandığı yöntemleri çoğu zaman dış koşullara göre değiştirebildi. Ancak kişisel prestijini Mısır’ın çıkarlarıyla özdeşleştirdiğinde geri adım atmakta zorlandı ve stratejik esnekliğini kaybetti. Mirası, güçlü liderliğin yalnızca doğru hedefler belirlemeye değil, hataları ortaya çıkaracak ve kötü haberlerin lidere ulaşmasını sağlayacak kurumlar kurmaya da bağlı olduğunu gösterir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynakça
[1] Duman, Ahmed Hayri. “Leaders and Egyptian Foreign Policy: Individual Factors During Nasser and Morsi Periods.” Ortadoğu Etütleri 12, no. 2 (2020): 369-389. https://doi.org/10.47932/ortetut.763640.
[2] James, Laura M. Nasser at War: Arab Images of the Enemy. London: Palgrave Macmillan, 2006. https://doi.org/10.1057/9780230626379.
[3] Abdel-Nasser, Hoda Gamal. “Biography: A Historical Sketch of President Gamal Abdel-Nasser.” Bibliotheca Alexandrina, Gamal Abdel Nasser Digital Archive. Erişim 9 Ağustos 2026. https://nasser.bibalex.org/Common/pictures01-%20sira_en.htm.
[4] Gordon, Joel. Nasser’s Blessed Movement: Egypt’s Free Officers and the July Revolution. New York: Oxford University Press, 1992. https://global.oup.com/academic/product/nassers-blessed-movement-9780195069358.
[5] Hamad, Mahmoud. Judges and Generals in the Making of Modern Egypt: How Institutions Sustain and Undermine Authoritarian Regimes. Cambridge: Cambridge University Press, 2018. https://doi.org/10.1017/9781108559393.
[6] Beinin, Joel. “Labor, Capital, and the State in Nasserist Egypt, 1952-1961.” International Journal of Middle East Studies 21, no. 1 (Şubat 1989): 71-90. https://doi.org/10.1017/S0020743800032116.
[7] Office of the Historian, U.S. Department of State. “Editorial Note.” Foreign Relations of the United States, 1952-1954, cilt 9, kısım 2, belge 1348. Erişim 12 Ağustos 2026. https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1952-54v09p2/d1348.
[8] Office of the Historian, U.S. Department of State. “The Suez Crisis, 1956.” Erişim 10 Ağustos 2026. https://history.state.gov/milestones/1953-1960/suez.
[9] Podeh, Elie ve Onn Winckler, der. Rethinking Nasserism: Revolution and Historical Memory in Modern Egypt. Gainesville: University Press of Florida, 2004. https://floridapress.org/9781616101305/rethinking-nasserism/.
[10] James, Laura M. “Whose Voice? Nasser, the Arabs, and ‘Sawt al-Arab’ Radio.” Arab Media & Society, 1 Haziran 2006. https://arabmediasociety.com/whose-voice-nasser-the-arabs-and-sawt-al-arab-radio/.
[11] Jankowski, James P. Nasser’s Egypt, Arab Nationalism, and the United Arab Republic. Boulder, CO: Lynne Rienner Publishers, 2002. https://doi.org/10.1515/9781588269904.
[12] Gerges, Fawaz A. “The Kennedy Administration and the Egyptian-Saudi Conflict in Yemen: Co-Opting Arab Nationalism.” Middle East Journal 49, no. 2 (1995): 292–311. https://www.jstor.org/stable/4328805.
[13] Ferris, Jesse. Nasser’s Gamble: How Intervention in Yemen Caused the Six-Day War and the Decline of Egyptian Power. Princeton, NJ: Princeton University Press, 2013. https://nes.princeton.edu/publications/nassers-gamble-how-intervention-yemen-caused-six-day-war-and-decline-egyptian-power.
[14] James, Laura M. “Nasser and His Enemies: Foreign Policy Decision Making in Egypt on the Eve of the Six Day War.” Middle East Review of International Affairs 9, no. 2 (Haziran 2005): 23-44. https://ciaotest.cc.columbia.edu/olj/meria/meria_jun05/meria05_jal01.html.
[15] Mor, Ben D. “Nasser’s Decision-Making in the 1967 Middle East Crisis: A Rational-Choice Explanation.” Journal of Peace Research 28, no. 4 (1991): 359-375. https://doi.org/10.1177/0022343391028004003.
[16] Barnett, Michael N. Dialogues in Arab Politics: Negotiations in Regional Order. New York: Columbia University Press, 1998. https://ciaotest.cc.columbia.edu/book/barnett/barnett06.html.
[17] Office of the Historian, U.S. Department of State. “The 1973 Arab-Israeli War.” Erişim 10 Ağustos 2026. https://history.state.gov/milestones/1969-1976/arab-israeli-war-1973.



