
Ulusal Birlik Arayışında Bir Lider: Sukarno
- EZEmirhan Zeren
Sukarno’nun liderliğini belirleyen temel gerilim, ulusal birliği kurma becerisi ile bu birliği kişisel otoritesinden bağımsız sürdürmenin zorluğuydu. Ancak kararlarını yalnızca kişiliğiyle açıklamak yetersizdir. Sömürge mirası, bağımsızlık mücadelesi, bölgesel eşitsizlikler ve çevresindeki aktörler, hem düşüncelerini hem de uygulama imkânlarını şekillendirdi. Sömürgecilik karşıtlığı ve ulusal onur kalıcı hedefleriydi; bu hedeflere ulaşırken kurduğu değişen ittifaklar ise onu idealist veya ideolog olarak görmeyi (en azından pratik temelde) değerlendirmeyi güçlük kılar. Öte yandan, belki de günümüzde dahi yaygın marksizmin dini ve/veya maneviyatın karşıtıdır düşüncesine aykırı görüşler vermesi de entellektüel ve siyasi saygınlığının riske girebilme ihtimaline rağmen Nuh’un gemisine bile binebileceğini sunabilir.[1]
Endonezya’nın Kuruluşu
Endonezya, sömürge yönetiminin aynı idari çerçeveye yerleştirdiği, farklı dinlere ve etnik kimliklere sahip adalardan oluşuyordu. Milliyetçi hareketin görevi, Hollanda egemenliğine son verirken bu çeşitlilikten ortak bir siyasal topluluk yaratmaktı. Japonya’nın 1942’deki işgali Hollanda yönetimini yıktı, fakat yeni bir baskı düzeni getirdi. 1945’te ilan edilen bağımsızlık, Hollanda’nın geri dönme girişimi karşısında silahlı mücadele ve diplomasiyle savunuldu; Endonezya’nın egemenliğini kesbetmesi ancak Aralık 1949’da gerçekleşti. Dolayısıyla Sukarno’nun birlik vurgusu, parçalanma ve yeniden sömürgeleşme tehlikelerine verilen bir cevaptı.[2]Ancak, bağımsızlık, merkez ile bölgeler arasındaki kaynak paylaşımı sorunlarını gidermedi. 1950’lerde hükümet istikrarsızlığına, ordudaki bölünmelere ve bölgesel ayaklanmalara dönüşen gerilimler, güçlü yönetim taleplerini besledi. 1957’de el konulan Hollanda işletmelerinin ordu yönetimine geçmesi, askerlere bağımsız ekonomik kaynaklar kazandırdı. Bu koşullar Sukarno’nun merkezileşmesini kolaylaştırırken ordunun onu sınırlama kapasitesini de artırdı.[3]
Aile, Entelektüel Miras ve Ulusal Kimlik
1901’de Doğu Cava’da doğan Sukarno, Cava kökenli Müslüman bir öğretmenin ve Balili Hindu bir annenin çocuğuydu. Ayrıca, doğduğu ülke bahsedildiği gibi etnik ve kültürel çeşitliliği geniş bir ülke. Bu çevre, farklı inançları ve gelenekleri birlikte düşünmesine zemin hazırladı. Gençliğinde Surabaya’da Sarekat İslam lideri Tjokroaminoto’nun evinde kalması, dini tartışmalarla milliyetçi siyaseti yakından tanımasını sağladı. Bandung’daki mühendislik eğitimi sırasında ise sömürgeciliğe karşı mücadeleyi toplumsal eşitsizliklerle ilişkilendiren düşüncelerini geliştirdi.[4]
Aile etkisi yalnızca çocuklukla sınırlı değildi. Legge’ye göre eşi Inggit, genç Sukarno’ya duygusal destek sağlıyor, küçük toplantılarda ilişkiler kurmasını kolaylaştırıyordu. Sukarno, 1957’deki siyasal kararlılığında Hartini’nin desteğini de önemli görmüştü. Hartini’nin sonraki yıllarda cumhurbaşkanına ulaşmak isteyen kişiler için aracılık yapması, özel çevrenin siyasal erişimi etkileyebildiğini gösterir. Bununla birlikte bu bulgular, eşlerinin belirli devlet kararlarını yönettiğini kanıtlamaz; destek ve erişim üzerindeki etkileriyle karar yetkisini ayırmak gerekir.[5]
Otobiyografisindeki “şafağın çocuğu” anlatısı, Sukarno’nun yaşamını bağımsızlık çağıyla özdeşleştirdiği bir liderlik imgesidir. Cava gölge tiyatrosunun kahramanlarından beslenen hitabeti de halkla ortak semboller üzerinden bağ kurmasını sağlıyordu.[6] Bu düşünsel sentezin toplumsal karşılığı Marhaenizm oldu. Sukarno, kendi toprağına veya araçlarına sahip olmasına rağmen yoksulluk içinde yaşayan küçük üreticilerin, klasik proletarya tanımına bütünüyle uymadığını vurguladı; Emeklerini bile satma lüksleri yoktu ve sadece kendi geçimlerini yoksulluk içinde zorla sürdürenlerdendiler. Marhaen kavramıyla köylüleri ve küçük üreticileri ulusal mücadelenin merkezine yerleştirdi. Buradaki esneklik, sosyalist kavramları Endonezya’nın koşullarına uyarlamasında görülür: sınıfsal ayrımları tanırken önceliği sömürge yönetimine karşı ortak mücadeleye veriyordu.[7]
Güce Yükselişi
Sukarno’nun Endonezya’nın kurucu lideri olarak yükselişi, bağımsızlığın ilan edildiği 1945 yılından çok önce başlayan bir süreçti. Onun siyasal önem kazanmasını yalnızca kişisel karizmasıyla açıklamak, bu karizmanın gelişmesini ve toplumsal karşılık bulmasını sağlayan ilişkileri ve örgütlenme olanaklarını gözden kaçırır. Sukarno’nun yükselişi, milliyetçi hareketin önde gelen aktörleriyle kurduğu ilişkilerin, kendi siyasal platformunu oluşturmasının ve sömürge yönetimine karşı mücadelenin yarattığı koşulların birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Bu sürecin ilk önemli aşaması, 1916’da eğitim için Surabaya’ya giderek Sarekat Islam lideri Tjokroaminoto’nun evinde kalmasıydı. Farklı siyasal akımların temsilcilerinin bir araya geldiği bu çevre, Sukarno’ya milliyetçi hareketi doğrudan tanıma fırsatı sundu. Agus Salim, Semaun, Musso ve Alimin gibi isimlerle karşılaşırken, Tjokroaminoto’nun hitabetini ve farklı toplumsal kesimleri birleştirme becerisini gözlemledi. Böylece henüz kendi kitlesel desteğini oluşturmadan önce, siyasal bilgi ve ilişki edinebileceği bir çevreye erişmiş oldu. Jong Java’daki faaliyetleri ve Oetoesan Hindia gazetesine yazıları ise bu öğrenme sürecini kamuya açık siyasal deneyime dönüştürdü. Bununla birlikte, Legge’nin belirttiği üzere, bu ilk faaliyetler onun hemen önde gelen bir lider olduğu anlamına gelmiyordu; tanınırlığı aşamalı olarak gelişti.[8]
Sukarno’nun kendi siyasal konumunu oluşturmasında Bandung’da 1926 başlarında kuruluşuna katıldığı Algemeene Studieclub belirleyici oldu. Sekreterliğini yaptığı bu topluluk, bağımsızlığı temel hedef olarak benimseyen ve Hollanda yönetimiyle iş birliği yoluyla aşamalı ilerlemeyi reddeden bir platformdu. Topluluğun Indonesia Muda dergisinde yayımladığı “Milliyetçilik, İslam ve Marksizm” yazısında Sukarno, farklı ideolojik akımların ortak sömürgecilik karşıtı mücadelede birleşmesini savundu. Bu öneri, milliyetçi hareketin bölünmeler yaşadığı ve komünist ayaklanmaların bastırılmasının mevcut siyasal dengeleri değiştirdiği bir dönemde karşılık buldu. Dolayısıyla yükselişini sağlayan unsur, yalnızca düşüncelerinin içeriği değil, bu düşüncelerin parçalanmış bir harekete ortak yön sunabilmesiydi.[9]
1927’de PNI’nin kuruluşu ve Sukarno’nun başkanlığına seçilmesi, düşünsel etkinliğini örgütlü siyasal liderliğe dönüştürdü. Legge, onun bu konuma gelmesini, takipçi kazanabilen hitabetinin yanı sıra farklı kişiler ve fikirler arasındaki anlaşmazlıkları uzlaştırma becerisiyle açıklar. Parti toplantıları ve konuşmaları, Sukarno’nun daha geniş çevrelerce tanınmasını sağladı. 1930’daki yargılanması ise bu tanınırlığa yeni bir boyut ekledi. Davasını sömürge düzenini eleştirdiği bir siyasal kürsüye dönüştürmesi ve hapsedilmesi, onu milliyetçi mücadelenin merkezi figürlerinden biri hâline getirdi. Böylece otoritesi, parti içindeki görevinden daha geniş bir sembolik anlam kazandı.[10]
Japon işgali sırasında Sukarno ile iş birliği aranmasının arkasında da önceden oluşmuş bu toplumsal etki bulunuyordu. Japon yönetimi, onun halkı harekete geçirebilme kapasitesinden yararlanmak istiyordu. Bu nedenle işgal dönemi, Sukarno’nun siyasal öneminin başlangıcı olarak değil, mevcut otoritesini farklı koşullar altında kullandığı bir aşama olarak değerlendirilmelidir.[11]
Sukarno’nun kurucu lider olarak kabul edilmesi, başka yetkin aktörlerin bulunmadığı anlamına gelmiyordu. Hatta, Sjahrir, Tan Malaka ve Amir Sjarifuddin gibi isimler bağımsızlık hareketinde önemli roller üstlenmişti. Ancak Sukarno, farklı gruplar arasında ortak ulusal aidiyeti simgeleme bakımından özel bir konuma sahipti. Bağımsızlığın ilanı konusunda onunla anlaşamayan Sjahrir dahi, Sukarno’nun yapmadığı bir ilanın yeterli ağırlık taşımayacağına inanıyordu. Bu birikmiş temsil gücü, 18 Ağustos 1945’te Bağımsızlık Hazırlık Komitesi’nin Sukarno’yu cumhurbaşkanı, Hatta’yı cumhurbaşkanı yardımcısı seçmesiyle kurumsal karşılık buldu. Onun kurucu liderliği böylece kişisel becerilerin, örgütsel deneyimin, toplumsal tanınmanın ve diğer siyasal aktörlerin kabulünün birleşmesiyle ortaya çıktı.[12]
Bağımsızlık Mücadelesi ve Taktiksel Esneklik
1927’de PNI’nin kuruluşuna öncülük eden Sukarno, Hollanda sömürge yönetimine karşı örgütlenmesi nedeniyle hapis ve sürgünle karşılaştı. Buna rağmen, Japon işgali sırasında doğrudan direniş yerine iş birliğini seçti. Japonların milliyetçi önderlere duyduğu ihtiyacı, bağımsızlık için örgütlenme ve halka ulaşma fırsatı olarak değerlendirdi. Bu tercih, hedefindeki süreklilikle araçlarındaki değişkenliği birlikte gösterir. Bununla birlikte işgal yönetiminin baskıcı politikalarına verdiği destek, bağımsızlık sonrasında elde edilen başarıyla ortadan kalkmayan bir külfet idi.[13]
Ağustos 1945’te genç milliyetçilerin hemen bağımsızlık ilan etme baskısına karşı başlangıçta ihtiyatlı davranması da sürekli risk arayan bir lider olmadığını gösterir. Japon kuvvetleriyle çatışmanın sonuçlarını hesaba kattı; koşullar değiştiğinde Mohammad Hatta ile birlikte 17 Ağustos’ta bağımsızlığı ilan etti. Bu süreçte karizması belirleyiciydi, fakat karar yalnızca kişisel iradesinin ürünü değildi: gençlik hareketi, diğer milliyetçi önderler ve Japonya’nın yenilgisi de seçeneklerini şekillendirdi.[14]
İdeolojik Sentez: Pancasila ve Nasakom
Sukarno’nun 1 Haziran 1945’te sunduğu Pancasila, milliyetçilik, insanlık ve enternasyonalizm, müzakereye dayalı demokrasi, toplumsal refah ve Tanrı’ya inanç ilkelerini bir araya getiriyordu. Bu ilkeler, farklı toplulukların ortak bir devlette yaşayabileceği düşüncesine dayanıyordu. İslam’a önem vermesine rağmen devletin yalnızca bir dini kesime ait olmasına karşı çıktı. Atatürk’ün din ile devletin ayrılmasına yönelik reformlarını dinin siyasal araç olmaktan kurtarılması açısından yorumlaması da bu yaklaşımı açıklamaktadır.[15]
Daha sonra Nasakom, milliyetçilik, din ve komünizmi aynı siyasal çerçevede buluşturma iddiasını taşıdı. Bu, hem ulusal birlik inancının hem de birbirine rakip örgütlü güçleri yönetme arayışının ifadesiydi. Sukarno, Endonezya Komünist Partisi’ni (PKI) ordunun karşısında bir denge unsuru olarak korurken kendi hakemliğini güçlendirdi. Ancak tarafların aynı lidere başvurması, birbirlerine güvenmeleri anlamına gelmiyordu. Sentezin zayıflığı, çatışmayı çözmekten çok liderin aracılığıyla ertelemesiydi.[16]
Yakın Çevre, Danışmanlar ve Güç Odakları
Sukarno’nun siyasal çevresi zamanla değişti. Bağımsızlığın ortak ilanında yanında bulunan Hatta, yönetim ve ulusal temsil bakımından onu tamamlayan bir ortaktı. Aralık 1956’da cumhurbaşkanı yardımcılığından ayrılması, bu ortaklığı sona erdirirken merkez ile bölgeler arasındaki güven sorununu görünür kıldı. Hatta’nın çekilmesi, Sukarno’nun karşısındaki önemli bir denge unsurunun devletin zirvesinden uzaklaşması anlamına geliyordu; otoriterleşme bu nedenle yalnızca liderin kişisel değişimiyle açıklanamaz.[17]
1959 anayasa kararı öncesinde Sukarno; Djuanda, Sartono, ordu temsilcileri ve danışmanları Roeslan Abdulgani ile Yamin’le görüştü. Abdulgani, gelişmeleri kendisine aktarıyor ve Güdümlü Demokrasi’nin düşünsel çerçevesini işliyordu. Dışişleri Bakanı Subandrio ise Batı İrian meselesinde diplomatik baskının yürütülmesinde rol aldı. Bu kişiler, bilgi aktarımı ve politikanın hazırlanması bakımından etkiliydi. Ancak Nasution gibi askeri liderler ve PKI, yalnızca yakın danışmanlar değildi; kendi örgütlerine ve çıkarlarına dayanan güç odaklarıydı. Sukarno’nun otoritesi, çevresinden gelen bilgiyi değerlendirmesine olduğu kadar bu aktörlerle pazarlığına da bağlıydı.[18]
Güdümlü Demokrasi ve Karar Alma Mekanizması
Parlamenter dönemin istikrarsızlığı, bölgesel çatışmalar ve anayasa tartışmaları, Sukarno’nun güçlü yürütme arayışına alan açtı. 5 Temmuz 1959’da Kurucu Meclisi feshederek 1945 Anayasası’nı yeniden yürürlüğe koydu. 1960’ta oluşturduğu atamalı parlamento ise temsil mekanizmalarının başkana bağımlılığını artırdı. Güdümlü Demokrasi, birlik ve müzakere söylemiyle savunulsa da siyasal rekabeti cumhurbaşkanının belirlediği sınırlar içine yerleştirdi. Bununla birlikte ordu ve PKI gibi örgütlü aktörler, onun iradesinden bağımsız güç kaynaklarını korudu.[19]
Hermann ve çalışma arkadaşlarının yaklaşımıyla bakıldığında Sukarno, kurumsal kısıtlamalara meydan okuma eğilimi gösterir. Ancak bilgiye açıklığı ve uzlaşma isteği her dönemde aynı değildir. Japonlarla iş birliği yapması, bağımsızlık ilanındaki ihtiyatı ve Güdümlü Demokrasi’ye geçerken bazı taleplerini ertelemesi, stratejik esnekliğine işaret eder. Sonraki dış politika krizlerinde ise ideolojik öncelikleri ekonomik maliyetlerin önüne geçti. Bu nedenle onu değişmez bir “haçlı” tipe yerleştirmek yerine, stratejik davranışlarla ideolojik ısrarın ağırlığının zamanla değiştiğini söylemek daha açıklayıcıdır. Bu, tarihsel kararların nitel yorumudur; sistematik kişilik ölçümü değildir. Keza, Margarett Hermann ve arkadaşları sunduğu lider profili tasnifinde liderlerin ideal tip olurken iç politika ve dış politikada çevreye ve baglama göre farklı izlenimler oluşturabileceğini kabul eder. [20]
Uluslararası Prestij ve Çatışmanın Maliyeti
1955 Bandung Konferansı, Sukarno’nun uluslararası etkisinin önemli bir ifadesiydi. Açılış konuşmasında sömürgeciliği ekonomik ve düşünsel denetimi de kapsayan bir egemenlik ilişkisi olarak tanımladı; Asya ve Afrika ülkelerini barış ve bağımsızlık etrafında birleşmeye çağırdı. Böylece Endonezya’yı yeni bağımsız devletlerin ortak taleplerini dile getiren bir merkez olarak konumlandırdı. Ulusal kurtuluş deneyimini uluslararası dayanışmaya taşıması, kitleleri birleştiren liderlik anlayışının dış politikadaki karşılığıydı.[21]
Ancak 1963’ten itibaren Malezya’ya karşı yürütülen Konfrontasi politikası, sömürgecilik karşıtlığının maliyetli bir çatışmaya dönüşebildiğini gösterdi. Sukarno, Malezya’yı İngiliz nüfuzunun devamı olarak değerlendirdi; askeri sızmalar ve ticari ilişkilerin kesilmesi ekonomik sorunları ağırlaştırdı. Malezya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine tepki olarak Ocak 1965’te BM’den çekilme kararı açıkladı. Çin’le yakınlaşırken Asya-Afrika dünyasındaki desteği de zayıfladı. Uluslararası sistemi değiştirme iddiası, böylece diplomatik hareket alanının daralmasına eşlik etti.[22]
İktidarın Çözülüşü ve Kalıcı Miras
Ekonomik bozulma ve enflasyon, devrimci söylemin gündelik ihtiyaçlara cevap verme kapasitesini aşındırdı. Altı generalin öldürüldüğü 30 Eylül–1 Ekim 1965 darbe girişimi sonrasında Suharto liderliğindeki ordu inisiyatifi ele geçirdi. PKI’yi hedef alan kampanya, ordu ile sivil grupların katıldığı ve yüz binlerce insanın öldürüldüğü kitlesel şiddete dönüştü. Sukarno bu süreci durduramadı. 11 Mart 1966’da Suharto’ya geniş yetkiler veren belgeyi imzalaması güç kaybını hızlandırdı; Mart 1967’de başkanlık yetkileri kaldırıldı. Son yıllarını fiili ev hapsinde geçirdi ve 1970’te vefat etti.[23]
Sukarno’nun mirası, bağımsızlığı ortak kimliğe dönüştürmesi ve Pancasila ile çeşitlilik içinde birliği savunmasıdır.[24] Ancak kişisel hakemliği, rakip güçlerin çatışmasını kalıcı biçimde çözemedi. Portresi, karizmanın imkânları kadar tarihsel koşulların, yakın çevrenin ve kurumların önemini gösterir. Liderin düşünceleri kararların yönünü açıklarken, bu ilişkiler de kararların nasıl oluştuğunu ve neden her zaman uygulanamadığını anlamamızı sağlar.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynakça:
[1] Michael B. Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership and Islam in Indonesia,” Journal of Third World Studies 9, no. 2 (1992): 100–103; J. D. Legge, Sukarno: A Political Biography, 3. bsk. (Singapore: Archipelago Press, 2003), 348, 401–402.
[2] M. C. Ricklefs, A History of Modern Indonesia since c. 1300, 2. bsk. (London: Macmillan, 1993), 199–234; Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 102.
[3] Ricklefs, A History of Modern Indonesia, 259–262; Legge, Sukarno, 299.
[4] Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 102–105; Legge, Sukarno, 84–86. Ayrıca bkz. Wikipedia, s.v. “Marhaenism,” erişim 12 Eylül 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Marhaenism.
[5] Legge, Sukarno, 78–79, 308, 377–378.
[6] Sukarno, Sukarno: An Autobiography as Told to Cindy Adams (Jakarta: Gunung Agung, 1966), 17–18; Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 102–103; Legge, Sukarno, 348–349.
[7] Legge, Sukarno, 84–86; Sukarno, An Autobiography, 61–62.
[8] Legge, Sukarno, 60–66, 68–69.
[9] Legge, Sukarno, 90–93, 96–99.
[10] Legge, Sukarno, 103–105, 124, 134.
[11] Legge, Sukarno, 175–176.
[12] Legge, Sukarno, 222, 233–234.
[13] Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 106; Legge, Sukarno, 175–177, 198–204.
[14] Legge, Sukarno, 221–228.
[15] Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 107–111.
[16] Bishku, “Sukarno, Charismatic Leadership,” 101–102, 110; Legge, Sukarno, 348, 362.
[17] Legge, Sukarno, 299; Ricklefs, A History of Modern Indonesia, 260.
[18] Legge, Sukarno, 345–346, 403, 420; Ricklefs, A History of Modern Indonesia, 259.
[19] Legge, Sukarno, 346–348, 362.
[20] Margaret G. Hermann vd., “Who Leads Matters: The Effects of Powerful Individuals,” International Studies Review 3, no. 2 (2001): 94–97, 100; Alex Mintz ve Karl DeRouen Jr., Understanding Foreign Policy Decision Making (Cambridge: Cambridge University Press, 2010), 115–118; Legge, Sukarno, 348, 412–414.
[21] Sukarno, “Speech at the Opening of the Bandung Conference,” 18 Nisan 1955, Fordham Internet History Sourcebooks, https://sourcebooks.web.fordham.edu/mod/1955sukarno-bandong.asp.
[22] Legge, Sukarno, 401–402, 412–414; Birleşmiş Milletler, “Indonesia,” Member States, erişim 12 Eylül 2026, https://www.un.org/en/about-us/member-states/indonesia.
[23] Ricklefs, A History of Modern Indonesia, 287–293.
[24] Ayrıca bkz. Wikipedia, s.v. “Bhinneka Tunggal Ika,” erişim 12 Eylül 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Bhinneka_Tunggal_Ika.



