
Bir Liderin Portresi: Josip Broz Tito
- EGElif Naz Gürbüz
Balkanlar konumu itibarıyla Doğu ve Batı’nın stratejik bir köprüsü hâline gelmiştir. Tarih boyunca Boşnak, Hırvat, Türk ve Sloven gibi birçok etnik grubun bir arada yaşadığı karmaşık bir coğrafya olmuştur. Bu yüzden çeşitli çatışmalar, siyasi sorunlar ve şiddetli anlaşmazlıklara da sahne olmuştur.
Yugoslavya, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versay Barış Antlaşması ile Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya ve Adriya toprakları üzerine kurulmuştur. 1939 yılında İkinci Dünya Savaşı ile bölgedeki düzen bozulmuş olup bu savaşın etkileri 90’lara kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı zamanı yaşanan kargaşadan sivrilebilen önemli liderlerden biri Josip Broz Tito olmuştur. 1941 yılında Hitler’in Belgrad’ı bombalamasıyla üzerine Tito, bu işgale karşı bir direniş harekâtı başlatmıştır. Mücadele sonucu ülke işgalden kurtulmuş olup Tito önderliğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. [1] Böylelikle savaşlar ve siyasi kargaşalara rağmen bu coğrafyayı yeniden tek bir çatı altında birleştirebilecek kadar kararlı ve cesur bir lider ortaya çıkmıştır.
Tito’nun Gençliği ve Liderlik Kimliğinin Gelişmi
Tito’nun liderlik anlayışını ve aldığı kararları anlamak için öncelikle doğduğu ortamı ve karakterinin şekillendiği yılları bilmek gerekir. Josip Broz Tito, 1892 yılında Hırvatistan’ın bir köyünde doğdu. Babası Hırvat, annesi ise Sloven’di. Çok uluslu yapıda olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda melez bir kimlikle hayatına devam etmişti. Genç yaşlarda farklı coğrafyalarda metal işçiliği ve çilingir çıraklığı gibi işlerde çalışmaya başlamış olup sosyalist gazeteleri okumaya başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’ya esir düşmesiyle beraber Bolşevik İhtilali sürecine tanıklık etmiştir. 1920 yılında memleketine dönen Josip, Zagreb’te Komünist Parti’ye üye olmuştur. Gençliğinde yaşadığı yoksulluk, bölgenin demografik yapısı ve devrime şahit olması ilerleyen yıllardaki karakterini, ideolojisini ve kararlarını derinden etkilemiştir.[2] Parti içerisinde kendisini kanıtlamış olup kısa sürede ilerleme katetmiştir. Bir süre hapis cezasına çarptırılmasına rağmen yeraltı çalışmalarına devam ederek serbest bırakıldığında Yugoslav Komünist Partisi’ni kurmak için Yugoslavya’ya geri dönmüştür. Bu sırada kullandığı takma adlardan biri olan Tito, insanları mobilize etme yeteneğinden geliyordu.[3]
Kırılma Noktası ve İdeolojisinin Yansımaları
Tito’nun kuralları ve statükoyu yıkan stratejik bir lider olma çabası, en iyi İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve büyük kriz anlarında aldığı pragmatik kararlarda gözlemlenebilir. Kararlarını etnik köken, milliyetçilik veya din gibi dogmatik bağlantılardan almak yerine rasyonel bir şekilde sonuçları ölçmüştür. Hitler’in Belgrad şehrini bombalamasıyla beraber Yugoslavya Krallığı güçsüz ve savunmasız kalmıştır. Bu süreçte bir yandan Büyük Sırbistan’ı hayaliyle Çentikler, diğer taraftan ise federal bir devlet stratejisini benimseyen Tito yönetimindeki Partizanlar işgalcilere karşı mücadele etmeye başlamıştır. Savaşın yanı sıra, ülke içindeki farklı etnik gruplar da birbirine düşmüştür. Tito, bu kriz ortamından partizan direnişini örgütlerken en büyük ideali bu harekâtı hiçbir etnik temele dayandırmamak olmuştur.[4] Kendi çok uluslu geçmişinden etkilenerek herkesi tek bir cephede birleştirmeye çalışmıştır. İleride yaşanabilecek olası milliyetçi ayrımcılığa bu şekilde son vermeye çalışmıştır. Birlik ve beraberlik artık bir sorumluluk olarak belirlenmiştir. Savaşın sonucunda yapılan seçimlerde Tito önderliğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. Bölgeyi bir arada tutmak ve kendi otoriter vizyonunu hâkim kılmak adına sert çözümler de üretmiştir.
Liderliğin Diğer Yüzü: Diktatörlük ve Kişi Kültü
Tito, Yugoslavya gibi parçalanmaya müsait bir ülkeyi bir arada tutmak için amacına giden her yolu denemiştir. Barış ve adaletin yanı sıra, muhaliflere zulüm edilmiş mallarına el konulmuştur. Din kurumları kapatılmış olup din adamlarına hapis kararı çıkmıştır.[5] Böylelikle şiddet ve zulüm meşru görülmüş ve acımasızca muhalif düşünceler bastırılmıştır. Bu kadar sert politikaya ve karşıt düşünceye karşıt olunmasına rağmen halk derin bir bağlılıkla Tito’yu sahiplenip sevmiştir. Bu algı altında yoğun bir kişi kültü inşası yatmaktadır. Yugoslavya’daki her cumhuriyette bir şehrin, ana caddelerin, okulların ve benzeri birçok yapının Tito ismini taşıması bu yüzden şaşırtıcı değildir. Medya ve sistem onun idealleştirilmiş portresini yaymış olup Sutjeska Savaşı filmi gibi kahramanlık hikayelerini kitlelere yaymıştır.[6] Tüm sistemi elinde tutarak Yugoslav halkının karizmatik bir lider etrafında toplanmasını sağlamıştır. Kanlı savaşlar ardından barış ve istikrar sembolü olarak Tito görülmüştür. Bu duruş, onun hatalarını ve uyguladığı şiddeti meşrulaştırmıştır. Bu baskılar, Tito’nun kararlarını alırken mevcut durumu kendi vizyonuna göre şekillendirdiğini göstermektedir.
Dış Politikanın İki Yüzü: Demir Perde’nin İki Ucu
Josip Broz Tito’nun dış politikadaki kararları, onun kısıtlamalara meydan okuyarak rasyonel çözümlere ulaştığını gösteren en net örneklerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya, 1947 yılında Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa'daki nüfuzunu ve ekonomik etkinliğini güçlendirmek amacıyla Polonya’da kurulan Kominform'un üyelerinden biridir. Ancak dış politikada Moskova’ya bağlı kalınması ve kararlarına itaat edilmesi gibi kısıtlayıcı politikalar Tito’nun 1948 yılında Sovyet bloğundan kopmasına sebep olmuştur. Bağımsızlığına ve kendi çıkarlarına önem veren bir lider olarak Tito, kaosun eşiğinden geçmiş ve derin bir siyasi izolasyona mecbur kalmıştır. Bu kararla beraber Stalin tarafından Kominform’dan atılmıştır. Buna yanıt olarak kendi stratejik vizyonunu ve otoritesini koruma amacıyla, içerideki Kominform destekçisi muhalifleri Goli Otok gibi özel izolasyon kamplarına gönderilerek ağır fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz bırakılmıştır.[7] Tito’nun dominant ve riskli kararlarına uymayanların sert yollarla sistemden çıkarıldığı gözlemlenmektedir. Böylelikle verdiği kararlarla gelecek planlarına ulaşabilmek için kendi halkını dahi ezmektedir.
Kriz anında tek bir gruba ait kalmayan Tito, devletin faydası için esnek bir dış politikayı benimsemiştir. Yönünü Batı’ya çevirmiş olup Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi güçlü ülkelerden mali ve askerî yardımlar almıştır. Aynı zamanda Almanya ve Fransa gibi ülkelerle ikili iş birliklerini sürdürmüştür.[8] Böylelikle Tito, dengeleri değiştirmek isteyen, bağımsızlığı önemseyen ve dış dengeleri okumayı bilen bir lider olarak öne çıkmıştır. Tito’nun esnek karar alma mekanizması, iki kutupta yoğunlaşılmış bir dönemde yeni bir üçüncü yolu mümkün kılmıştır. İki uca tepki olarak Hindistan'dan Nehru ve Mısır'dan Nasır gibi liderlerle bir araya gelerek Bağlantısızlar Hareketi’ni kurmuştur.[9] Bu hamle sadece stratejik ve diplomatik bir karar olmayıp mevcut olan güç hegemonyasına da devrimci bir tepki olmuştur. Tito’nun ideolojisi, bağımsızlığın ve özgürlük mücadelesinin önemini gösteren radikal bir yol sunmuştur. Kendi vizyonunu gelişen olaylara göre değiştirebilen ve dogmalardan uzak tutan bir lider olmuştur.
Sonuç
Josip Broz Tito, mevcut durumlara meydan okuyan, sisteme başkaldıran ve stratejik karar mekanizmasına sahip bir liderdir. Geçmişinden beslendiği hayata bakışıyla birlik ve beraberlik ruhunu korumaya çalışan ancak bu süreçte amacı için zulüm etmeyi normal görmüş bir karakterdir. İç politikadaki bu esnek davranışlar, dış politikasını da şekillendirmiştir. Kendi vizyonu dışına çıkıldığında Kominform’u terk ederek Batı’dan destek almıştır. Fakat hiçbiri özgün görüşünden onu saptırmamıştır. Bağlantısızlar Hareketi, en vurucu ve stratejik hamlesini oluşturmuştur. Çünkü kendi otoritesinden taviz vermeyen ve muhalif düşüncelere karşı katı kararlar alma özelliği, Soğuk Savaş’ın iki ucundan uzak durmasını sağlamıştır. Kapitalist bir sosyalist sistemin temelini atarak iki ideolojiden de yararlanmıştır. Böylelikle elindeki fırsatları değerlendiren ve rasyonel karar alabilen bir lider olarak öne çıkmaktadır. Tito’nun esnek ve otokratik liderliği, kendine destekleri bulmuş olup Balkan coğrafyasını ömrü boyunca stabil ve barış içerisinde tutmayı hedeflemiştir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1] M. Kahramanyol ve F. Emgili, "Tito ve Balkan Siyaseti," Avrasya Etüdleri 50, no. 2 (2016): 317.
[2] İbrahim Fevzi Güven, "Yugoslavya’nın Dağılması Bağlamında Josip Broz Tito ve Slobodan Miloseviç’in Söylem ve Politikalarının İncelenmesi," Uluslararası Suçlar ve Tarih, sy. 17 (2016): 110-111.
[3] Baran Şen, "Bölgesel Politikalar: Balkanlar Josip Broz Tito ve Yugoslavya" (Mersin Üniversitesi, 2020), 2.
[4] Hayrettin Ciba, "Josip Broz Tito’nun Hayatı ve Siyasi Faaliyetleri," Genç Kalemler, sy. 3 (Bahar 2016): 83.
[5] Kahramanyol ve Emgili, "Tito ve Balkan Siyaseti," 328.
[6] Vinka Klišmanić, "The Cult of Personality of Josip Broz Tito," (Professional paper, Faculty of Philosophy in Split, 2022), 139-141.
[7] Božo Repe, "The Tito-Stalin Conflict: Yugoslavia as the Westernmost Part of the Eastern World," (2020): 122, doi:10.17234/9789531758031.10.
[8] Kahramanyol ve Emgili, "Tito ve Balkan Siyaseti," 331.
[9] Güven, "Yugoslavya’nın Dağılması," 114-115.



