
Doğu Akdeniz Bölgesel Güvenlik Kuşağında Jeoanarkotik Tehditler ve Terör-Uyuşturucu İlişkisi
- ÖKÖmer KalaycıUluslararası Güvenlik ve Terörizm Uzmanı
Uluslararası ilişkiler disiplini ve güvenlik araştırmaları terminolojisinde, devletlerin dış politika karar alma mekanizmalarını ve bölgesel güç mücadelelerini açıklamak adına başvurulan temel kavramlar üzerinde ciddi bir karmaşanın yaşandığı görülmektedir. Özellikle strateji, jeostrateji ve jeopolitik terimleri, akademik yazında ekseriyetle sınırları netleştirilmeden, birbirinin ikamesi olacak şekilde muğlak bir mahiyette kullanılmaktadır. Bu durum, yalnızca teorik bir zafiyete yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda karmaşık bölgesel krizlerin çözümünde rasyonel ve analitik yaklaşımların geliştirilmesini de zorlaştırmaktadır. Bu çalışmanın öncelikli amacı, söz konusu kavramsal hiyerarşiyi Türk Dil Kurumu (TDK) standartlarına ve çağdaş yerli strateji literatürüne uygun olarak tasnif etmek ve analitik bir çerçeveye oturtmaktır.
Kavramsal netliğin sağlanmasının ardından çalışmanın ampirik zeminini, küresel jeopolitiğin en dinamik ve kırılgan fay hatlarından birini teşkil eden Doğu Akdeniz ve Levant coğrafyası oluşturacaktır. Tarihsel süreçte yaşanan dış müdahaleler, etnik-mezhepsel heterojenlik ve kronikleşen otorite boşlukları, bu coğrafyayı güvenlik çıkarlarının ve tehditlerinin iç içe geçtiği bir bölgesel güvenlik kuşağı haline getirmiştir. Bu kuşak içerisinde, klasik devlet merkezli tehditlerin ötesine geçen ve doğrudan uyuşturucu-mekân ilişkisine odaklanan "jeonarkotik" bir tehdit sarmalı neşet etmiştir.
Sınır aşan organize suç ağları ile bölücü ve dinsel motifli terör örgütlerinin yollarının kesiştiği bu zemin, milyarlarca dolarlık bir illegal ekonomi yaratarak bölge devletlerinin egemenlik haklarını ve ulusal güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir (Kalaycı, 2025a: 12). Bu doğrultuda çalışma; yerli araştırmacıların teorik katkılarından yola çıkarak Doğu Akdeniz’deki narko-devletleşme süreçlerini, kolektif terör-uyuşturucu ilişkisini ve deniz alanlarındaki denetimsizliğin operasyonel boyutlarını rasyonel bir yaklaşımla analiz etmeyi hedeflemektedir.
Kavramsal Çerçeve ve Hiyerarşik Yapı
Devletlerin veya devlet dışı aktörlerin uluslararası sistemdeki makro ve mikro düzeydeki yönelimlerini doğru anlamlandırmak için, eylemlerin düşünsel ve coğrafi altyapısını oluşturan temel kavramların teorik sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir (Karabulut, 2013: 45).
Strateji: Düşünsel Kapasite ve Analitik Akıl
Özü itibarıyla strateji; bir ittifakın, devletin, politik grubun, askeri ve sivil liderlerin karar alma sürecindeki düşünsel uğraşları bağlamında etkili, verimli ve rasyonel düşünebilme becerisinin bir çıktısıdır. Türk strateji yazınında vurgulandığı üzere, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği olan "zekâ" ile bir problemi tümdengelim yöntemiyle alt konulara ayırıp her bilgiyi ayrıca değerlendirebilme yeteneği olarak özetlenebilecek "analitik düşünme" yetisinin kesişim noktası stratejidir (Kalaycı, 2025b: 5).
Somut olarak strateji; belirlenen hedefe ulaşabilmek amacıyla mevcut ve potansiyel kaynakların (milli güç unsurlarının) "zaman-mekân-kuvvet" matrisinde bir araya getirilerek sevk ve idare edilmesi sanatıdır. Günümüz güvenlik mimarisinde strateji; büyük strateji, milli güvenlik stratejisi ve askeri strateji gibi katmanlarla hiyerarşik bir derinliğe sahiptir (Özkütük, 2024: 88).
Jeostrateji: Stratejinin Coğrafi ve Askerî Boyutu
Strateji kavramının daha sınırlı, somut ve özellikle askeri coğrafya boyutuna indirgenmiş formunu "jeostrateji" (yer stratejisi) teşkil etmektedir. Jeostrateji, askeri planlamada coğrafi faktörlerin (yer şekilleri, iklim, meteoroloji, ulaşım hatları) askeri harekatın sevk ve idaresi üzerindeki etkilerini inceleyen dinamik bir uygulama alanıdır (Karabulut, 2013: 52). Devletlerin barış döneminden itibaren askeri üs bölgelerini seçmesi, kuvvet konuşlandırması yapması ve lojistik ikmal hatlarını tahkim etmesi jeostratejik kararların birer sonucudur. Dolayısıyla jeostrateji, arazinin fiziksel özellikleri ile askeri kuvvetin mukavemet kabiliyetini zaman faktörüyle harmanlayan operasyonel bir disiplindir.
Jeopolitik: Coğrafya ve Güç İlişkilerinin Siyaset Felsefesi
Kavramsal hiyerarşinin en karmaşık ve disiplinler arası halkasını "jeopolitik" oluşturmaktadır. Jeopolitik; devletlerin dış politikalarının belirlenmesinde coğrafyanın sunduğu "sabitler" ile insan ve devlet odaklı "değişkenler" arasındaki dinamik etkileşimi karşılaştırmalı bir yöntemle inceleyen bilim dalıdır (İlhan, 2002: 19).
Jeopolitik denklemde coğrafi konum, kıtasal veya denizsel yapı, doğal kaynaklar ve fiziki yer şekilleri "coğrafi sabitleri" oluştururken; demografik yapı, sosyo-kültürel doku, ekonomik gelişmişlik düzeyi, siyasi istikrar ve askeri teknoloji düzeyi ise "değişkenleri" temsil eder. Coğrafi sabitler stratejideki "mekânı", değişkenler ise "kuvveti" niteler; her iki unsuru da tarihsel süreç içerisinde "zaman" kavramı harekete geçirir (Karabulut, 2013: 78). Hiyerarşik olarak büyük strateji, jeopolitik verileri girdi olarak kullanır; jeostrateji ise bu büyük stratejinin askeri sahaya yansıyan aracı konumundadır.
Jeoanarkotik Kavramsal Çerçevesi ve Ülke Tasnifleri
Ulusal ve uluslararası güvenlik literatüründe coğrafya, güç, siyaset ve yasa dışı uyuşturucu ticareti arasındaki nedensellik bağlarını inceleyen özgün yaklaşım "jeonarkotik" olarak adlandırılmaktadır. Jeonarkotik; yasa dışı uyuşturucu maddelerin üretim alanlarını, küresel dağıtım rotalarını, tüketim pazarlarını ve bu süreçten elde edilen kara paranın devletlerin egemenlik yapıları ile güvenlik politikaları üzerindeki bozucu etkilerini mekânsal bir perspektifle ele alır (Aras, 2021: 112). Jeonarkotik yaklaşım, aktörlerin mekânsal hâkimiyet kurma ve finansal güç devşirme yöntemlerine göre ülkeleri analitik olarak dört ana kategoriye ayırmaktadır:
· Kaynak Ülkeler: Uyuşturucu ham maddelerinin kitlesel olarak yetiştirildiği veya endüstriyel boyutta sentetik uyuşturucuların imal edildiği üretim merkezleridir.
· Aktarım / Transit Ülkeler: Üretilen uyuşturucu maddelerin, küresel tüketim pazarlarına ulaştırılması sürecinde coğrafi konumu sebebiyle köprü vazifesi gören, lojistik ve kaçakçılık rotalarının geçtiği geçiş koridorlarıdır.
· Talep Ülkeleri: Uyuşturucunun nihai olarak tüketildiği, pazar hacminin ve bağımlılık oranının yüksek olduğu hedef tüketim pazarlarıdır.
· Karma Ülkeler (Narko-Devlet): Üretim, aktarım ve talebin iç içe geçtiği; daha da önemlisi, uyuşturucu ekonomisinden elde edilen kara paranın devletin yasal kurumlarına, bürokrasisine ve güvenlik elitlerine nüfuz ederek devlet mekanizmasını esir aldığı yapılardır (Aras, 2021: 118).
Terör-Uyuşturucu İlişkisi ve Kolektif Terörizm
Klasik suç teorilerinde organize suç örgütleri ekonomik kâr odaklı hareket ederken, terör örgütleri siyasi ve ideolojik amaçlar gütmektedir. Ancak asimetrik savaş maliyetlerinin artması, terör örgütlerini alternatif ve sürdürülebilir finansman arayışlarına itmiştir. Bu noktada, finansal kaynak arayışındaki terör yapıları ile operasyonel kolaylık ve lojistik koruma arayan organize suç şebekeleri arasında pragmatik ve karşılıklı faydaya dayalı bir ortak yaşamsal (simbiyotik) ilişki gelişmiştir (Kalaycı, 2025a: 14).
Bu doğrultuda, uyuşturucu kaçakçılığı ile terörizm arasındaki ilişkiyi daha geniş bir şemsiyede ele alan kavram "kolektif terör" ve "kolektif terörizm" yaklaşımıdır. Kalaycı (2026: 45) tarafından editörlüğü yürütülen çalışmada vurgulandığı üzere kolektif terörizm; birden fazla terör örgütünün, organize suç şebekelerinin ve kimi zaman devletlerin istihbarat servislerinin ortak bir stratejik hedef doğrultusunda, asimetrik yöntemleri eş güdüm içerisinde kullanmasıdır. Bu kolektif yapı içerisinde uyuşturucu ticareti, örgütler arası iş birliğini sağlayan en güçlü bağ vazifesini görmektedir.
Terör örgütleri, nüfuz edebildikleri toplulukların uyuşturucu kaçakçılığı güzergâhları üzerinde yaşıyor olmasından ve konuşlandıkları bölgelerin dağlık veya çöl arazisinin getirdiği avantajlardan istifadeyle, uyuşturucu üretimi ve aktarımında dünya genelinde başat aktörler haline gelmişlerdir (Kalaycı, 2026: 48). Bu kolektif mekanizmada terör örgütleri silahlı güçleriyle coğrafi alan koruması (laboratuvar ve ekim sahası güvenliği) sağlarken, organize suç şebekeleri ise uyuşturucunun dış pazarlarda paraya tahvil edilmesi ve kara paranın aklanması sürecini yönetmektedir.
Doğu Akdeniz Bölgesel Güvenlik Kuşağında Jeoanarkotik İncelemeler
Doğu Akdeniz Bölgesel Güvenlik Kuşağı; komşu devletlerin güvenlik algılarının ve tehdit değerlendirmelerinin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı, rasyonel aktörlerin tek taraflı güvenlik sağlama kabiliyetini sınırlayan bağımlı bir yapı arz etmektedir (Sayan, 2022: 95). Bu kuşak içerisindeki yapısal kırılganlıklar, jeonarkotik tehditlerin büyümesi için elverişli bir zemin sunmaktadır.
Levant Sahası ve Narko-Devletleşme Süreçleri: Suriye ve Lübnan
Levant bölgesinin iki önemli aktörü olan Suriye ve Lübnan, jeonarkotik sınıflandırmada "Karma Ülke" yani net birer Narko-Devlet profili çizmektedir.
• Lübnan ve Bekaa Vadisi: Lübnan, merkezi otoritenin zayıf olduğu, etnik-mezhepsel kotalara dayalı kırılgan bir siyasi yapıya sahiptir. Bu yapının yarattığı otorite boşluğunda, ülkenin doğusundaki Bekaa Vadisi dünyanın en büyük esrar (kenevir) üretim merkezlerinden birine dönüşmüştür. Bölgede "devlet içinde devlet" konumu kazanan dinsel motifli terör örgütü Hizbullah, Bekaa Vadisi ve Suriye sınırındaki Kalamun Dağları'ndaki esrar ve amfetamin türevi sentetik bir uyuşturucu olan Captagon imalathanelerini doğrudan kontrolü altında tutmaktadır (Sayan, 2022: 102).
• Suriye Savaş Ekonomisi: 2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı, ülkeyi küresel uyuşturucu endüstrisinin en büyük kaynak ülkelerinden biri haline getirmiştir. Ağır yaptırımlar karşısında finansal olarak sıkışan Suriye rejimi unsurları, yerel milis gruplar ve yabancı aktörlerin iştirakiyle ülke endüstriyel ölçekte bir Captagon üretim üssüne dönüştürülmüştür. Şam, Humus ve Akdeniz kıyısındaki Lazkiye ile Tartus limanlarında üretilen milyarlarca adet sentetik hap, narko-devlet mekanizmasının resmi kurumları kullanılarak Körfez ülkelerine sevk edilmektedir (Aydın, 2023: 141).
• Ürdün: Suriye ile petrol zengini Arap Yarımadası arasında coğrafi bir tampon bölge konumunda bulunan Ürdün, narko-jeopolitikte kritik bir aktarım ülkesidir. Sınır hattındaki çöl coğrafyasının getirdiği izleme zorlukları ve aşiret bağları, uyuşturucu kartelleri ve terör unsurları tarafından lojistik bir avantaj olarak kullanılmaktadır (Aydın, 2023: 145).
Türkiye’nin Jeonarkotik Konumu ve Bölücü Terör Finansmanı
Türkiye, Asya ile Avrupa kıtaları arasında uzanan jeostratejik konumu sebebiyle, uluslararası uyuşturucu ticaretinde çok önemli bir aktarım (transit) koridoru ve hedef bir talep ülkesi konumundadır. Özellikle Afganistan kaynaklı afyon ve eroin maddelerinin Avrupa pazarına taşındığı "Balkan Rotası" Türkiye sahasından geçmektedir (Yılmaz, 2020: 210).
Bölücü Terör Örgütü PKK/KCK’nın Narko-Terör Yapılanması: Bölücü terör örgütü PKK/KCK, uyuşturucu ticareti ile terör finansmanı arasındaki bağı en resmi ve sistematik şekilde kurmuş narko-terörist organizasyonların başında gelmektedir (Kalaycı, 2025a: 17). Örgütün uyuşturucu şebekeleriyle olan entegrasyonu şu dinamiklere dayanmaktadır:
1. Sınır Kontrolü ve Vergilendirme: PKK/KCK, Türkiye-İran-Irak sınır hattının kesiştiği sarp ve dağlık yapının getirdiği kontrol zorluklarından istifade ederek stratejik geçiş noktalarını silahlı unsurlarıyla kontrol altında tutmaktadır. Örgüt, bu sınırlardan geçiş yapan uyuşturucu kaçakçılarından "vergilendirme" adı altında haraç tahsil etmektedir (Yılmaz, 2020: 215).
2. Avrupa Dağıtım Ağları: Örgütün Batı Avrupa’da sahip olduğu yasal görünümlü dernekler ve yasa dışı hücre yapılanması, uyuşturucunun Avrupa iç pazarlarındaki sokak düzeyinde perakende dağıtımını kolaylaştırmakta ve elde edilen gelirin süratle örgüte aktarılmasını sağlamaktadır.
3. Doğrudan Üretim: Geçmişte Bekaa Vadisi’nde bizzat yürüttüğü esrar ekimi faaliyetlerini, ilerleyen süreçte Kuzey Irak’taki kamplarına ve Doğu Anadolu kırsalına taşıyan örgüt, ham afyon sakızını eroine dönüştürmek için gerekli olan kimyasal maddelerin kaçakçılığını da bizzat koordine etmektedir (Kalaycı, 2025a: 19).
Libya Güzergâhı ve Çöl Jeopolitiği
2011 yılından sonra merkezi otoritenin tamamen ortadan kalktığı Libya, jeonarkotik ağlar için denetimsiz bir aktarım üssü işlevi görmektedir. Fas’ta üretilen esrar ile Güney Amerika kaynaklı kokain, Sahel kuşağı üzerinden Libya’nın güney sınırlarına taşınmaktadır. Cezayir-Nijer-Libya sınır hatlarının kesişim noktasında bulunan "Salvador Geçidi", ağır silahlı uyuşturucu konvoylarının ana geçiş noktasıdır (Çetin, 2024: 76). Çöl coğrafyasına hâkim yerel kabilelerin silahlı unsurları ve milis gruplar, uyuşturucu kartellerine rüşvet ve pay karşılığında rehberlik sağlamakta, uyuşturucuyu Akdeniz limanları üzerinden Avrupa’ya transfer etmektedir.
Deniz Alanlarındaki Hukuki Mevzuat ve Operasyonel Zafiyetler
Uyuşturucu kartelleri and narko-terör unsurları, karayollarındaki artan fiziki güvenlik önlemlerini aşmak ve tek seferde tonlarca miktarda büyük sevkiyatlar gerçekleştirebilmek amacıyla Doğu Akdeniz’in deniz alanlarını yoğun bir şekilde tercih etmektedir (Özkütük, 2024: 92). Ancak deniz yoluyla yapılan uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele etmek, kara sahasına kıyasla çok daha karmaşık bir süreç yönetimi gerektirmektedir.
Hukuki Mevzuat Esaslı Karmaşa ve Yorum Farklılıkları
Deniz alanlarında suçla mücadelenin önündeki en büyük yapısal engel, uluslararası deniz hukukunun devletlere tanıdığı sınırlı yetkiler ve adli yetki alanlarının yarattığı muğlaklıktır. Ana karadan belirlenen uzaklıklara göre yetki ve sorumluluk sahalarının (karasuları, bitişik bölge, münhasır ekonomik bölge, açık deniz) belirlenmiş olması, hukuki mevzuat esaslı bir karmaşa ve yorum farklılığı meydana getirmektedir (Özkütük, 2024: 95).
Açık denizlerde "bayrak devleti egemenliği" ilkesi geçerlidir. Şüpheli bir gemiye müdahale edilebilmesi için ilgili devletin bayrak devletinden resmi izin alması zorunludur. Uygulamada, denetim zafiyeti olan ülkelerin bayraklarını ("kolay bayrak") taşıyan narko-gemilere yönelik izin süreçlerindeki diplomatik ve bürokratik gecikmeler, kaçakçıların delilleri karartmasına veya rota değiştirmesine imkân tanımaktadır. Ayrıca asıl olarak uygulamada uluslararası hukuktan ziyade ulusal hukukun geçerli olması ve devletlerin çıkarları doğrultusunda bu konuda seçici davranmaları, yasal boşlukların kaçakçılar lehine kullanılmasını kolaylaştırmaktadır.
Operasyonel Zorluklar ve Kıyıdaş Rekabeti
Askeri ve operasyonel boyutta ise denizler, karadaki gibi sabit sınır karakollarının konuşlandırılamayacağı geniş ve akışkan alanlardır. Denizden yapılan uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi; kontrol ve devriye maksadıyla suüstü (fırkateyn, korvet, sahil güvenlik botu) ve hava unsurlarının (deniz karakol uçağı, İHA) görevlendirilmesini zorunlu kılmaktadır (Özkütük, 2024: 97). Ancak devletlerin bu unsurlara sahiplik durumu, yedi gün yirmi dört saat tüm sorumluluk alanını kaplama güçlüğü ve işletme maliyetlerinin yüksek olması operasyonel başarıyı sınırlandırmaktadır.
Buna ilave olarak gece ortamı ile hava ve deniz koşullarının yarattığı olumsuzluklar, kaçakçıların açık denizde küçük ve süratli teknelerle mal aktarımı (gemiden gemiye transfer) yapmasını kolaylaştırmaktadır. Doğu Akdeniz bağlamında en kritik engel ise kıyıdaşlar arasındaki siyasi ve askerî mülahazalardır (Sayan, 2022: 110). Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda bölge devletleri (özellikle Türkiye, Yunanistan ve GKRY) arasında yaşanan egemenlik ihtilafları, ortak istihbarat paylaşımını ve eş güdümlü deniz operasyonlarını felç etmektedir. Belirtilen bu hukuki ve operasyonel hususlar Doğu Akdeniz deniz alanında aynen geçerli olduğundan, maliyetli olmasına rağmen kaçakçılıkta denizin kullanımı terör örgütleri ve suç şebekeleri tarafından öncelikli olarak tercih edilmektedir.
Sonuç ve Öneriler
Bu çalışmada; strateji, jeostrateji, jeopolitik ve jeonarkotik kavramları arasındaki hiyerarşik bağlar yerli akademik literatür çerçevesinde incelenerek, Doğu Akdeniz Bölgesel Güvenlik Kuşağı’nın asimetrik tehdit haritası rasyonel bir yaklaşımla ortaya konmuştur. Küreselleşen dünyada güvenlik tehditlerinin boyutu değişmiş; konvansiyonel risklerin yerini organize suç ve terör örgütlerinin ortak hareket ettiği kolektif yapılar almıştır.
Mekân ve güç ilişkilerini uyuşturucu ekseninde ele alan jeonarkotik yaklaşım, Doğu Akdeniz’deki otorite boşluklarının nasıl birer suç vahasına dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Suriye ve Lübnan sahasında kurumsallaşan narko-devletleşme süreçleri ile bölücü terör örgütü PKK/KCK’nın sınır hatlarında tesis ettiği haraç, üretim ve vergilendirme mekanizmaları, terör-uyustusucu ortak yaşamının ulaştığı tehlikeli boyutu gözler önüne sermektedir (Kalaycı, 2025a: 22). Terör örgütleri, sarp dağlık arazilerin ve denetimsiz çöl coğrafyalarının sunduğu asimetrik avantajları rasyonel bir biçimde kullanarak uyuşturucu trafiğinin merkezine yerleşmişlerdir (Kalaycı, 2026: 51).
Doğu Akdeniz deniz alanındaki hukuki mevzuat karmaşası, devletlerin ulusal hukuk yorumlarındaki seçiciliği, yüksek operasyonel maliyetler ve kıyıdaş devletler arasındaki siyasi-askeri rekabet, narko-terörizmle mücadeleyi karaya oranla çok daha fazla güçleştirmektedir (Özkütük, 2024: 99).
Saha gerçekleri ve bölgesel jeopolitik dengeler dikkate alındığında, Doğu Akdeniz'deki bu jeonarkotik sarmaldan kurtulabilmek adına sadece kuramsal temennilerden uzak, uluslararası ve bölgesel iş birliğine dayalı şu rasyonel adımların atılması önerilmektedir:
1. "Doğu Akdeniz Jeonarkotik İstihbarat Füzyon Merkezinin" Kurulması: Bölge devletlerinin siyasi ihtilafları nedeniyle ortak operasyon yapamaması, kolektif terörizmin en büyük can simididir. Siyasi tanıma veya deniz sınırı uyuşmazlıklarından bağımsız olarak, sadece uyuşturucu ve terör finansmanı verilerinin anlık olarak paylaşılacağı, Türkiye'nin öncülüğünde kıyıdaş ülkelerin (Mısır, İsrail, Lübnan, Ürdün vb.) teknik istihbarat birimlerinin katılımıyla bir veri koordinasyon merkezi kurulmalıdır. Operasyonel egemenlik hakları saklı kalmak kaydıyla, denizde şüpheli gemi takipleri bu merkez üzerinden asgari bürokrasiyle yürütülmelidir.
2. 1988 Viyana Sözleşmesi'nin 17. Maddesine Bölgesel Ek Protokol (Açık Deniz Müdahale Rejimi): Açık denizlerde bayrak devletinden izin alma sürecindeki bürokratik gecikmeler kaçakçılar lehine işlemektedir. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş devletler, kendi aralarında imzalayacakları bölgesel bir konvansiyonla, "kolay bayrak" taşıyan ve istihbaratı doğrulanmış şüpheli gemilere yönelik "görüntülü ve sesli acil durum ihbarı" sonrasında bayrak devletinin 2 saat içinde cevap vermemesi durumunda, sıcak takip ve gemiye çıkma (boarding) yetkisini tanıyan bir acil müdahale hukuku tesis etmelidir.
3. Sınır Alanlarında Teknolojik "Akıllı Koridor" Entegrasyonu: Suriye ve Irak sınır hatlarındaki sarp dağlık araziler ile Libya-Tunus-Cezayir hattındaki çöl coğrafyası, insan gücüyle kesintisiz korunamayacak kadar geniştir. PKK/KCK ve yerel milis konvoylarının geçişini engellemek adına, sismik sensörler, İHA/SİHA entegrasyonlu yapay zekâ analizli kameralar ve elektro-optik kulelerden oluşan sınır hatları ortak bir teknolojik havuzda birleştirilmelidir. Güneydoğu sınır kuşağında Türkiye'nin edindiği terörle mücadele ve sınır fiziki güvenlik sistemleri tecrübesi, ikili askeri anlaşmalarla Ürdün ve Libya gibi transit ülkelere teknoloji transferi olarak sunulmalıdır.
4. "Naarko-Liman" Sertifikasyonu ve Konteyner Güvenliği: Suriye’nin Lazkiye ve Tartus, Lübnan’ın Beyrut ve Libya’nın Tobruk limanları Captagon ve kokain sevkiyatının çıkış kapılarıdır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve bölge devletlerinin liman otoriteleriyle koordineli olarak, Doğu Akdeniz’deki limanlara yönelik sıkı bir "Jeonarkotik Güvenlik Sertifikasyonu" getirilmelidir. Güvenlik taraması standartlarına uymayan, X-Ray ve narkotik köpek timi bulundurmayan limanlardan kalkan gemilerin bölge ülkelerinin karasularına ve limanlarına kabul edilmeyeceğine dair ortak bir ambargo rejimi rasyonel bir yaptırım olarak uygulanmalıdır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Uluslararası Siyaset, Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
KAYNAKÇA
Aras, M. (2021). Sınır Aşan Suçlar ve Jeonarkotik Tehditler. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Aydın, S. (2023). Levant Sahasında Otorite Boşluğu ve Narko-Devletleşme: Suriye Örneği. Akdeniz Güvenlik Çalışmaları Dergisi, 12(2), ss. 135-152.
Çetin, T. (2024). Başarısız Devletlerde Suç Ekonomisi: Libya ve Çöl Jeopolitiği. Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı: 45, ss. 70-85.
İlhan, S. (2002). Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan Türkiye'nin Konumu. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Kalaycı, Ö. (2025a). Terörizm ve Uyuşturucu. STRASAM (Stratejik Araştırmalar Merkezi), Analiz Raporu No: 3750, ss. 10-25.
Kalaycı, Ö. (2025b). Terör Örgütlerinin Organize Suç Örgütleri ve Gizli Servislerle İlişkileri: PKK/KCK Örneği. Halk Meclisi Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 2, ss. 1-12.
Kalaycı, Ö. (Ed.). (2026). Kolektif Terör ve Terörizm. İstanbul: HarpSanat Yayıncılık.
Karabulut, B. (2013). Strateji, Jeostrateji ve Jeopolitik: Kavramsal Bilgi Notları. (2. Baskı), Ankara: Barış Kitap.
Özkütük, Y. (2024). Deniz Alanlarında Jeonarkotik Riskler ve Operasyonel Zorluklar: Doğu Akdeniz Örneği. Uluslararası Güvenlik ve Strateji Dergisi, 8(1), ss. 85-103.
Sayan, K. (2022). Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi Ekseninde Doğu Akdeniz. Akademik Ortadoğu Dergisi, 16(2), ss. 90-115.
Yılmaz, H. (2020). Türkiye'nin Jeonarkotik Konumu ve Bölücü Terörün Finansman Yöntemleri. Polis Bilimleri Dergisi, 22(3), ss. 205-228.



