
Gölge Orduların Yükselişi: Yapay Zekâ Çağında ‘İnkar Edilebilir’ Savaşlar
- HTHatice Nur Türkaslan
1945 sonrasında kurulan küresel güvenlik mimarisi; devletlerin egemenlik haklarına, sınırların dokunulmazlığına ve meşru şiddet tekelini elinde bulundurma prensibine dayanarak uzun yıllar boyunca uluslararası düzene istikrar kazandırmıştır. Klasik Westphalia düzeninin temel kabulleri çerçevesinde hangi devletin kime karşı, hangi askeri eylemi gerçekleştirdiği son derece net biçimde tespit edilebilir, bu durum uluslararası hukuk zemininde kolaylıkla soruşturulabilirdi. Fakat günümüz uluslararası ilişkiler literatürü, geleneksel devletler arası çatışmaların ötesine geçerek failliğin, sorumluluğun ve savaş olgusunun tanımının kökten bulanıklaştığı yeni ve eşi benzeri görülmemiş bir döneme evrilmektedir. Ulusal ve uluslararası kamuoyunu derinden sarsan bu yeni sürecin merkezinde, yapay zekâ, otonom sistemler ve algoritmik ağlar aracılığıyla yürütülen, doğrudan inkar edilebilirlik esasına dayanan gölge orduların yükselişi yer almaktadır. Çalışmanın hareket noktası, dijital çağın getirdiği imkânlarla birlikte devletler arası rekabetin cephe hatlarından tamamen soyutlanarak kod satırlarına ve otonom ağlara taşınmasıdır. Bugün başkentler, yürüttükleri stratejik hamlelerin ardındaki parmak izlerini tamamen silmek, uluslararası toplumun tepkisinden kaçınmak ve her türlü hukuki mesuliyetten sıyrılmak amacıyla algoritmik kalkanlara başvurmaktadır. Bu stratejik yönelim, küresel istikrarın omurgasını oluşturan caydırıcılık dengelerini temelinden sarsmakta, sistemi her an patlamaya hazır, tahmin edilemez bir gerilim alanına dönüştürmektedir. Sonuç olarak, kriz anlarında kumpasın kim tarafından kurulduğu, tetiğin hangi merkezde çekildiği veya krizin kökeninin nereye uzandığı gibi temel sorular, siber uzayın dehlizlerinde kaybolmakta; klasik güvenlik analizleri ise bu yeni dönemi anlamlandırmakta yetersiz kalmaktadır.
Bu tablonun arkasındaki en kritik dinamik, geleneksel vekil savaşlarının artık insan unsurlarından sıyrılarak tamamen dijitalleşmesidir. Geçmişte büyük güçler doğrudan çatışmaktan kaçınmak için üçüncü taraf devletleri, yerel milisleri veya paralı asker gruplarını kullanırken, bugün sahnenin gerisinde görünmeyen bu gölge ordular yer almaktadır (Solmaz, 2023).
Savaş meydanındaki hızı ve karar alma mekanizmalarını kökten değiştiren otonom sistemler, uluslararası güvenlik mimarisini sarsmaktadır (Kanat ve Akoğuz, 2024). Benzer şekilde, siber uzayın ve yapay zekâ destekli unsurların devletler arası sorumluluk krizlerini nasıl derinleştirdiği uzun süredir tartışılmaktadır (Atlığ, 2022). Geleneksel literatürde inkar edilebilirlik insan aktörlerin sınırlı örtülü operasyonlarıyla yürütülürken, yapay zekâ çağında algoritmik otonomi ve sürü zekâsı bu durumu daimi ve kurumsal bir niteliğe kavuşturmuştur. Tarihsel süreç incelendiğinde, devletlerin askeri üstünlük elde etmek ve jeopolitik çıkarlarını korumak amacıyla sürekli yeni yöntemler geliştirdiği görülecektir. Soğuk Savaş döneminde nükleer silahların varlığı iki kutuplu sistemde doğrudan çatışmayı engellemiş, savaşlar insan tabanlı vekalet formlarına kanalize edilmişti ve bu ilişkiler zamanla deşifre edilebilirdi. Bugün ise kodların, algoritmaların ve otonom makinelerin oluşturduğu bu yeni nesil gölge ordular, arkalarındaki devlet iradesini ustaca maskelemeye oldukça yatkınıdr. Uzay ve otonom sistemlerin entegrasyonu da bu stratejik belirsizliği ve jeopolitik rekabeti çok daha üst bir boyuta taşımaktadır (Büyükbay, 2026). Savaşın kimler tarafından, nerede ve hangi motivasyon veya gerekçeyle yürütüldüğünün tespit edilememesi, geleneksel diplomasi ve istihbarat yöntemlerini tamamen yetersiz kılmaktadır.
Sınırların ve coğrafi aidiyetin anlamsızlaştığı siber uzayda gerçekleştirilen yapay zekâ destekli saldırılar, arkasındaki ana devlet aktörünün kanıtlanmasını imkânsız hale getirmektedir. Örneğin, uluslararası bir kriz ortamında hedef ülkenin ulusal elektrik şebekesini veya merkezi finansal takas sistemini kilitleyen otonom bir zararlı yazılım, aracı sunucular ve sahte dijital izler üzerinden yayıldığında, saldırının arkasındaki devletin adli bilişim raporlarıyla kesin olarak kanıtlanması aylar alabilmektedir. Bu zaman zarfında gri bölge çatışmaları tırmanmakta, mağdur devlet ise hukuki bir kilitlenme yaşayarak meşru müdafaa hakkını kullanamamaktadır. İnkar edilebilirliğin bu derece sofistike bir silaha dönüşmesi, saldırgan taraflara maliyetsiz bir hareket alanı yaratmaktadır. Liberal kurumsalcı perspektiften bakıldığında ise Cenevre Sözleşmeleri, uluslararası insancıl hukuk ve savaş hukuku rejimleri şeffaflık, sorumlu komutan ve devlet sorumluluğu üzerine inşa edilmiştir. Sorumlu insan failin bulunmadığı, kod satırları ve otonom sürü zekâsı ile yürütülen bu gölge operasyonlar, mevcut uluslararası kurumların düzenleyici ve denetleyici gücünü işlevsiz hale getirmektedir.
Devletler, uluslararası sözleşmelerin cezai yaptırımlarından ve diplomatik maliyetlerden kaçınmak için yapay zekâ şirketlerini, bağımsız siber grupları ve otonom yazılım ağlarını birer aracı gölge unsur olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, küresel düzeyde normatif bir erozyona yol açmakta, uluslararası hukukun bağlayıcılığını tartışmalı hale getirmekte ve dünyayı kuralsız bir gri alan çatışmasına sürüklemektedir. Nitekim Türkiye'nin yapay zekâ tabanlı siber güvenlik stratejileri, ulusal altyapıyı koruma ve küresel siber yönetişimde söz sahibi olma çabasının kritik bir parçası olarak öne çıkmaktadır (Çiçek, 2025).
Uluslararası ilişkiler teorilerinden realizm, anarşik uluslararası sistemde devletlerin hayatta kalmak için sürekli kapasite artırması gerektiğini savunur. Yapay zekâ çağında bu kapasite artırımı, fiziksel silahlanmanın ötesinde görünmezlik, algoritmik üstünlük ve hız üzerine kuruludur. Kimin elinde hangi otonom gölge unsurun bulunduğunun bilinmediği bu ortam, devletlerin güvenlik ikilemini tırmandırmaktadır. Çin gibi küresel aktörlerin bu alandaki ontolojik güvenlik algıları ve stratejik hamleleri de sistemin dengelerini yeniden şekillendirmektedir (Erdoğdu, 2021). Karar alıcılar, insan bilişinin sınırlarını aşan algoritmik hız karşısında yanlış alarmlar nedeniyle ani ve yıkıcı misillemeler yapma riskiyle karşı karşıyadır. Örneğin, sınır bölgesindeki askeri hareketliliği izleyen yapay zekâ tabanlı erken uyarı sistemleri, rakip ülkenin siber müdahalesiyle manipüle edildiğinde; sahte bir taarruz algısı yaratılarak nükleer veya konvansiyonel güçlerin otomatik olarak tetiklenmesi riski doğabilmektedir. Geleneksel nükleer caydırıcılık teorileri karşılıklı kesin yıkım ve net tehdit algısına dayanırken, yapay zekâ çağındaki gölge savaşlarda kimin vurduğunun bilinememesi tırmanma kontrolünü tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu süreçte, küresel sistemin yeni jeopolitik kurallarının ve normlarının kimler tarafından yazılacağı sorusu, tam da bu teknolojik ve stratejik kırılmanın ortasında uluslararası politikanın merkezine yerleşmektedir (Efeoğlu, 2026). Sorumluluğun olmadığı bir küresel sistemde uluslararası hukukun kuralları ve diplomatik teamüller anlamını yitirmekte; güçlünün haklı olduğu değil, izini en iyi gizleyenin kazandığı tehlikeli bir paradigma dominant hale gelmektedir. Çok yönlü bir bakış açısıyla incelendiğinde, teknolojik üstünlüğü elinde bulunduran aktörlerin kuralları kendi lehine esnettiği, çevre ülkelerin ise bu algoritmik asimetri karşısında savunmasız kaldığı net bir şekilde görülmektedir.
Günümüz dünyasında devletler dış politika hedeflerine ulaşmak için geleneksel askeri güç kullanımının ötesine geçerek ekonomik, teknolojik ve dijital enstrümanları entegre bir biçimde devreye sokmaktadır. Bu bağlamda, uluslararası sistemde artan teknolojik rekabet, sadece askeri kapasitenin değil, aynı zamanda siber uzaydaki veri egemenliğinin de ne denli kritik bir eşik olduğunu göstermektedir. Yapay zekâ algoritmalarının devlet dışı silahlı gruplar veya otonom karteller tarafından da kolaylıkla erişilebilir hale gelmesi, şiddetin monopolünü elinde bulunduran Westphalian devlet modelini yapısal bir krizle yüz yüze bırakmaktadır. Devletler artık yalnızca birbirleriyle değil, kimliği belirsiz kod zincirleriyle ve görünmez gölge ordularla da mücadele etmek zorundadır. Bu durum, klasik istihbarat anlayışının tamamen tasfiye edilmesine ve yerine kestirilemez, proaktif algoritmik savunma hatlarının kurulmasına neden olmaktadır. Öte yandan, küresel teknoloji devlerinin uluslararası ilişkilerdeki aktörlük düzeyi klasik diplomasi teorilerini zorlamakta, şirketlerin sahip olduğu veri gücü neredeyse ulus devletlerin kapasitesiyle yarışır hale gelmektedir.
Devletlerin yapay zekâ tabanlı silahlanma yarışına girmesi, uluslararası sistemde güvenlik ikilemini benzeri görülmemiş bir boyuta taşırken, aynı zamanda diplomatik müzakere zeminini de aşındırmaktadır. Diplomatlar ve karar alıcılar, insan bilişinin işleyebileceğinden çok daha hızlı gelişen kriz senaryolarıyla karşı karşıya kaldıklarında, karar verme süreçleri algoritmik sistemlerin süzgecine mahkûm olmaktadır. Bu bağımlılık, insan denetiminin zayıfladığı durumlarda istem dışı tırmanma senaryolarını tetikleyebilir ve geri dönüşü olmayan kriz kapılarını aralayabilir. Uluslararası hukuk düzenlemelerinin teknolojik ilerlemenin gerisinde kalması, bu gri alanda faaliyet gösteren gölge unsurlara geniş bir hareket serbestisi tanımaktadır. Dolayısıyla, gelecekteki küresel istikrarın tesisi yalnızca teknik tedbirlere veya ulusal siber güvenlik kalkanlarına değil, aynı zamanda uluslararası toplumun bu algoritmik başıboşluğa karşı ortak bir normatif duruş sergilemesine bağlıdır. Çok aktörlü ve çok yönlü diplomasi mekanizmaları işletilmediği takdirde, uluslararası sistem öngörülemez bir kaosa sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
KAYNAKÇA
Atlığ, Melike. 2022. “OTONOM SİSTEMLERİN SAVAŞ VE SAVAŞ HUKUKUNA ETKİSİ”. Akademik Düşünce Dergisi, sy 6: 3-21. https://doi.org/10.53507/akademikdusunce.1170896.
Büyükbay, Can. 2026. “YAPAY ZEKÂ VE UZAY: JEOPOLİTİK GÜCÜ VE ULUSLARARASI GÜVENLİĞİ DÖNÜŞTÜRMEK”. Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi 15 (1): 31-49. https://doi.org/10.18354/esam.1655930.
Çiçek, Aylin Ece. 2025. “TÜRKİYE’NİN YAPAY ZEKA TABANLI SİBER GÜVENLİK STRATEJİSİ: ULUSAL GÜVENLİĞİ GÜÇLENDİRMEK VE KÜRESEL SİBER YÖNETİŞİME YÖN VERMEK”. Yönetim Bilimleri Dergisi 23 (56): 993-1012. https://doi.org/10.35408/comuybd.1584175.
Erdoğdu, Semih. 2021. “Yapay Zekâ Rekabeti Bağlamında Çin’in Ontolojik Güvenlik Algısı”. Uluslararası Hukuk ve Sosyal Bilim Araştırmaları Dergisi 3 (2): 1-10. https://doi.org/10.51524/uhusbad.969764.
Kanat, Selim, ve Nurettin Oğuzhan Akoğuz. 2024. “Uluslararası İlişkiler ve Yapay Zekâ: Uluslararası Güvenlik Açısından Bir Değerlendirme”. Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi 25 (54): 60-73. https://izlik.org/JA78UJ75KY.
Solmaz, Tarık. 2023. "Vekâlet Savaşlarında Yükselen Trend: Devlet Sponsorluğunda Olmayan Vekâlet Savaşı". Diplomasi ve Strateji Dergisi 4 (2): 147–189. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3492377
Efeoğlu, Efe. 2026. "Yapay Zekâda Yeni Jeopolitik Kuralları Kim Yazacak?".
Uluslararası Siyaset Adalet ve Toplum Araştırmaları Merkezi Görüş Yazıları. USATAM Resmi Yayın Sayfası.
https://usatam.org/yayinlar/gorus/yapay-zekada-yeni-jeopolitik-kurallari-kim-yazacak



