Derinlikli analizler ve değerlendirmeler.
Toplam 43 yayın




Klasik ekonomi teorileri milyarlarca dolarlık bu devasa krizi ve boğazın kapatılma riskini sadece arz-talep formülleriyle açıklamaya çalışsa da, aynı zamanda sorunların temelindeki dinamikler liderlerin zihin haritalarında gizlidir.


1993 yılında New York Times'da yayınlanan ünlü karikatür, "On the Internet, Nobody Knows You’re a Dog'' (İnternette kimse senin bir köpek olduğunu bilmez); dijital sosyalleşmenin ilk günlerinde bu cümle, gerçek kimliğimizi saklayıp olmak istediğimiz kişiyi yaratabilme özgürlüğümüzü simgeliyordu.

Bu çalışma, XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Doğu coğrafyasında tecessüm eden İran–İsrail–ABD eksenindeki çok katmanlı askeri ve diplomatik krizleri, tarihsel süreklilik ve modern jeopolitik teoriler muvacehesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. 2026 yılının ilk yarısında topyekûn bir bölgesel çatışmaya tahvil olan bu gerilim, ana akım uluslararası ilişkiler söylemlerinde ekseriyetle "İsrail'in varoluşsal güvenliği" parantezine sıkıştırılmaktadır. Ancak tarihsel materyalist ve jeostratejik veriler, meselenin mikro bir güvenlik krizinden ziyade, Avrasya anakarasındaki küresel güç alanlarının yeniden taksimi ve hegemonya mücadelesiyle doğrudan ilintili olduğunu göstermektedir. Makalede, Halford Mackinder ve Nicholas Spykman’ın klasik jeopolitik teorileri referans alınarak; Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, enerji koridorlarının güvenliği, transatlantik ittifakın tarihsel rolü ve güvenlik stratejisti İsmail Cingöz’ün Avrasya eksenli yaklaşımları analitik bir süzgeçten geçirilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran'a yönelik baskı politikaları, yalnızca İran'ın nükleer programı ve bölgesel güvenlik endişeleri bağlamında değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun jeopolitik manzarasını yeniden yapılandırmayı amaçlayan daha geniş çabaların bir parçası olarak da değerlendirilmelidir. İsrail merkezli ve büyük ölçüde Donald Trump başkanlığı döneminde şekillenen "İbrahim Anlaşmaları" olarak bilinen normalleşme süreci, İran'ı çevrelemeyi ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamayı amaçlayan daha geniş bir jeopolitik stratejinin önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Bu bağlamda, ABD yönetiminin İran ile olası bir anlaşmayı, Türkiye de dahil olmak üzere bazı bölgesel aktörlerin İbrahim Anlaşmalarına benzeyen bir güvenlik ve normalleşme çerçevesine yaklaşma istekliliğiyle ilişkilendirdiğine dair son göstergeler, yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturma girişimlerinin devam ettiğini göstermektedir.

Thucydides: "Savaşı kaçınılmaz kılan, Atina'nın yükselişi ve bu durumun Sparta'da yarattığı korkuydu."

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İran’ın nükleer programına yönelik baskı politikaları yalnızca Ortadoğu’daki güvenlik mimarisini değil, aynı zamanda Amerikan iç siyasetini, ekonomik sürdürülebilirliğini ve federal yapının dayanıklılığını da doğrudan etkilemektedir. Özellikle Donald Trump yönetiminin İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının denetim altına alınmasına ilişkin talepleri ve İran’a yönelik askeri baskı politikaları, ABD içerisinde savaş yetkileri, ekonomik maliyetler, federal merkez–eyalet ilişkileri ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır.

Putin: ‘Bir gün ayrı olmak, üç sonbahar geçmiş gibi hissettiriyor.’

Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı’nın mağlup aktörleri olan Almanya ve Japonya’nın 1945 sonrası güvenlik paradigmalarını ve güncel stratejik dönüşümlerini karşılaştırmalı bir perspektifle analiz etmektedir. Uzun süre "Sivil Güç" (Civilian Power) ve "Ticari Devlet" (Trading State) kuramsal çerçeveleriyle açıklanan pasifist dış politika kimliklerinin; Çin’in revizyonist güç projeksiyonu ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi sistemik şoklar neticesinde nasıl bir "Neorealist Dengeleme" sürecine evrildiği tartışılmaktadır. Çalışma, literatürdeki yerleşik varsayımları sorunsallaştırarak; savunma bütçelerindeki artışın reel kapasiteye dönüşüm hızı, toplumsal pasifizmin kurumsal direnci ve müttefikler arası "silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık" ilişkileri üzerinden özgün bir analitik çerçeve sunmaktadır.